Gelibolu Milli Parkı

Gelibolu Milli Parkı

Bu kaçıncı kim bilir?

En son geçen sene, ondan evvel Bozcaada dönüşü, ondan evvel üniversitede İstanbul Liselileri anmak için sabahladığım bir Gelibolu macerası, ondan önce İntepe Gençlik Kampı’ndan günlük gezi, ondan öncesi de var sanırım.

Olsun, Gelibolu her zaman kıymetli, her zaman tamam dediğim bir rota.

20160416_093958

Rota, gezi kelimelerini kullanmasam iyi ederim, zira gezmeye değil, ziyarete gidilen bir coğrafya Gelibolu yarımadası. Sınırlarına girdiğim anda tüm duyularım farklılaşıyor, hassaslaşıyor. Gözde bir damla yaş hazır bekliyor. Döküldü dökülecek.

Gelelim bu ziyaretin hikayesine.

20160416_172218

Sabaha karşı 3 gibi yola çıkıyoruz. Uyusam ne şahane olur diyorum. Genelde yolculuklarda huysuzum. Uyku bana uzak ama bu sefer sanki bir şeyler olmuş, değiştim mi ne? İstanbul’da gözümü kapıyorum, Tekirdağ’da molada açıyorum. Sonra hayatımda, resim hafızamda en önemli yerlere sahip iki noktada daha açıyorum. Bu tabi çok enteresan. İnsan beyni ne tuhaf dedirtiyor bana. Biri tam Koru dağından aşağı inerken Saroz Körfezi’nin kara ile buluştuğu nokta. Öndeki minik adalar, aslında isimleri “Üç Adalar” olarak geçse de babam onlara kulak, kepçe, kaşık derdi. Çocukluğumda Edirne’den sabahın köründe İzmir için yola çıkılır, Uzunköprü’den alınan simitler ya arabada yenir ya da Gelibolu’da feribota kadar saklanır. Keşan’ı geçtikten sonra da denize ilk merhaba dediğimiz, bizi, çocukları en çok heyecanlandıran yerdi Koru dağı. Belki de yolda sıkılıp arıza çıkarmayalım diye babam ve annemin bizi oyalama taktiğiydi. Denizi göreceğiz diye heyecanla bekleme başlar araba içinde yol alırken.

20160416_111851

Uyandığım ikinci yer ise Güneyli köyü hizası. Orada bir benzinlik vardı ben çocukken. Tuvalet ihtiyacı bahanesi ile orada durup aşağıdaki küçük koyda yer alan balıkçı köyüne bakardık. Sakin, huzurlu bir yaşam, görmediğimiz insanların orada çok mutlu bir yaşam sürdüklerini mi hayal ederdik acaba? Oraya bakınca biz de çok mutlu olurduk, yukarı esen rüzgar bize getirirdi o huzuru sanki. Çocukluk işte. Sonrası Gelibolu, erken saatler, vapur sevdası. Arabadan hemen inme telaşı.

İşte beynim bana yaptı bir numara, onca saat sen uyu sonra zınk diye iki özel yerde uyan…

Geçmiş, güzel anılarla kaplı. Babamın kaybından sonra her ne kadar bir tül perdesi girse de araya, özlem çok daha derinleşiyor.

20160416_092430

Çay molası Havuzlar Cafe’de. Denize karşı, ağaç gölgesinde

Gelibolu’dan bizim günümüzün daha da anlamlı geçmesini sağlayan rehberimiz Aykut beyi aracımıza alıyoruz ve resmi olarak ziyaretimiz başlıyor. Sırasıyla Kilitbahir’den geçerek; Seyit Onbaşı Tabyası, Abide, Seddülbahir Köyü, Morto Koyu, Kabatepe’de bulunan Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Anafartalar, Anzac Koyu,  Büyük Anafarta, Küçük Anafarta derken gün bitiyor bile nasıl geçtiğini anlamadan.

DSC05958

Seyit Onbaşı Tabyası’ndayken Müzenin Kahvesi‘ni görüyorum. En sevdiğim, başarılı projelerden biri. Bilkent Kültür Girişimi’ne ait. Etraf öyle kalabalık, o kadar çok otobüs var ki, hem geçen sene çok yakın bir zamanda burada olduğum için ben en iyisi mi bir kahve içeyim gruptan ayrılarak diyorum. Dünya küçük, bundan 2 yaz önce yaptığım Yunan adaları gezisinde bize eşlik eden rehberimiz Murat ile karşılaşıyorum. Gemileri bırakmış, Gelibolu ve Çanakkale turları için çalışıyormuş. Hal hatır faslından sonra bu ne kalabalık yahu diyorum. Murat’ın o gün birlikte olduğu grup taa Manisa’nın bir köyünden gelmiş. Kuran kursu hocası ve köylüler. Gelir gelmez demişler ki rehber bey bize öyle hikayeler anlat ki ağlayalım. Murat da tabi cevabını vermiş, buraya geldiğiniz an kendiliğinizden ağlamıyorsanız ben bir şey yapamam demiş. Hakikaten doğru, orada, o bölgede öyle bir ruhani hava var ki etkilenmemek, gözleri yaşlı dolaşmamak mümkün değil.

20160416_174225

Bundan 13-14 yıl önce bir gazete Abide, şehitler anıtı için “Türklerin Kabesi” yazınca, algı değişmiş ve ziyarete gelen sayısı inanılmaz artmış. Sevindirici bir şey elbette ancak burada doğru bilgileri paylaşan rehberler önem kazanıyor. Yoksa bir grup sadece gökten yardımla bu işin başarıldığına inanıyor. Oysa akıl burada en önemli faktör. İmanı göz ardı edemeyiz elbette ama sayıca az, edevat itibari ile güçsüzsün. Askeri dehaya sahip kişiler ki burada bu kişinin kim olduğu aşikâr. Askeri deha, millet olmanın, tek yürek olmanın ve aklın başarısı Çanakkale Zaferi.

20160416_105910

Şehitliklerin kimisi simgesel, kimi ise gerçekten kahramanların yattığı yer, bilinenlerin elbette. Abide alanında yer alan ve 60 bin kişinin isminin yer aldığı şehitlik simgesel mesela. 57. Alay da öyle. Tarihe göre 250 bin kişi bu savaşta hayatını kaybetmiş. İnanılmaz bir rakam. Düşman kuvvetlerinden de bir o kadar.

DSC05764

Bir de Anzac’lar var. Her yılın Nisan ayının 25’inde on binler gelip, şafak ayini ile atalarını anıyorlar. Dünyanın bir ucundan buraya geliyor olmaları çok ilginç. Bizim kolaylıkla anlayabileceğimiz bir şey değil. İngiliz hükumetinin çağrısı ile savaşa katılıyorlar. Bir görüyorlar ki İngilizler başka kendileri başka. Millet olma bilincinin temelleri onlar için dünyanın bambaşka bir toprağında, başka bir ulusun memleketinde  atılıyor. O nedenle binlerce kilometre kat edip geliyorlar ve Yeni Zellanda’da da en önemli gün olarak anılıyor.

20160416_151440

Gezinin her bölümü benim için başka güzel Kabatepe’deki Çanakkale Destan Tanıtım Merkezi haricinde. Tamam tesis olarak güzel, etkileyici. Ben içerideki savaşı anlatan simülasyona takığım. Savaşın tarihini anlatan ve eminim milyon dolar harcanarak yapılan bu işte 3 yerde Atatürk’ün adı silik olarak geçiyor ve son salonda, 11. salon oluyor, tamamen şu anki hükumetin reklamı yapılıyor. İşte orası siyaset mecrası değil, orası beyin yıkama yeri değil. O nedenle ben bu sefer girmiyorum, gerekli görmüyorum kendim için.

20160416_144719

Dışarıda Nisan güneşinin kemiklerimi ısıtmasını istiyorum, günün ikinci kahvesini elime alarak. Issız bir bank seçip ayakkabılarımı çıkartıyorum. Üstümden uçaklar geçiyor 5 dakika arayla. Kimi İstanbul için alçalıyor kimi daha da uzaklara gidiyor belli ki. 1 saat boyunca kuş sesleri, baharın uyanışını dinliyorum. İçim huzur, içim mutlu.

DSC05817

Antur ile “Bi’ Dolu Gezi” katılımcıları

Tüm dünyadan, dertlerden uzaklaştırıyor bu gezi beni. Siz de gidin, ilk defa ya da kaçıncı kez olursa olsun gidin. Başka bir gün yaşayın orada. Mümkünse hafta içi gidin. İyi bir rehber bulun, hatta Murat ile görüşmek isterseniz bana yazın, iletişim bilgilerini paylaşayım sizinle.

Ama muhakkak gidin, çocuklarınızı, annenizi babanızı götürün. Dönüşte Eceabat merkezde bulunan Suvla’nın satış mağazasına da uğrarsınız, oh rozeler, kırmızılar, beyazlar çantaya…

 

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir