İzmir Büyük Şehir!

Hafta sonu kaçamağına ne dersiniz? Cumadan Pazar’a minicik bir Ege turu… Önce İzmir…

Sabah erkenden kalktım heyecanlıyım bir o kadar da gergin. Planlanan ne gerçekleşti ki hayatta, bu kez de 1 gün önceden İzmir’e adım atmak ve nerede kalacağımı bile bilmeden uçağa binmek düşüyor payıma. Uçağım sabahın erken saatinde. İndiğimde nerede kalacağımı ayarlarım diyorum ama yine de tek başına olmak, bilmediğin bir şehre gitmek biraz ürkütüyor. Bir de nedense saç rengime taktım kendi kendime, üç beş kişi yabancılara özellikle Ruslara benzediğimi söylediği için yalnız olmaktan bazı yerlerde ürker oldum… Neyse İrem cesaretlen ve kendi başına bu özgürlüğün keyfini çıkar diyorum. Her türlü hava şartlarına karşı hazırlanmış bavulum ve ben havaalanındayız. Uçaktan da korkar oldum bu yıl o kadar çok uçak kazası olduğu için belki de. Eskiden haz duyardım, gece ya da gündüz aşağıdaki kentlerin hangileri olduğunu, göllere, yarımadalara bakarak coğrafya bilgimi kendi kendime test ederdim. Şimdi ise mümkünse koridorda oturayım ve uçak fazla sallama da indirsin yeter… Sabah 10 gibi indim İzmir’e, Havaş’a binmeden hemen taksi ile Alsancak’a. Semt isimlerini biliyorum da bir tek Kordon, Konak, Alsancak, Karşıyaka…Birisi Bayraklı, Basmane dediğinde kalıyorum acaba ne taraftaydı diye. Taksi ile istikamet Alsancak, 5 yıldızlı oteller civarı, muhakkak oralarda düzgün bir şeyler bulurum diye düşünüyorum. Bir gece evvelden de friendfeed’de arkadaşlarıma sormuştum, kısa yoldan İzmir ön bilgisine sahiptim. My Hotel diye bir otel buldum Movenpick’in yanında. Minik, butik bir otel. Ana cadde üzerinde. Şansa bak otele bayılıyorum, ancak 1 oda boş olacak ya da olmayacak, rezervasyonu kesinleştirmek için beni lobide oturtuyorlar, çay kahve ikramı. Nasıl bir otel bu lobide çalan müzik Coldplay! Hayatta gitmem bir yere demek istiyorum, kıvrılır yatarım ben bu koltukta, yeter ki Coldplay çalmaya devam etsin ben elimde kitabımla anı yaşayayım. Şanssızım, yer boşalmıyor. Beni mecburen aynı civardaki başka bir otele yönlendiriyorlar. 50 metre yürüyorum ve yeni otelime varıyorum. Şeytanın bacağı kırılıyor ve yine çok güzel bir otele denk geliyorum, aklım Coldplay’de kalsa da. Kordon Otel, denizin dibinde, odaları deniz gören, İzmir’in de ortasında Pasaport iskelesine sayılı adım uzaklığında.
Otele eşyalarımı atar atmaz üzerimi değiştirip hemen sokağa fırlıyorum. Turistim ya, tadını çıkaracağım sonuna kadar. Kordon’da boydan boya yürüyorum. Nereler otursam göz ucuyla ilk turda bakıyorum. Herkes yabancı sanıyor, herkes İngilizce konuşuyor benimle. E tabi limanda da Amerikalıları taşıyan bir gemi var. Turist geldi şehre! Kordon’dan neredeyse Fuar alanına kadar bir tur yapıyorum. Alsancak’ın ara sokaklarına çok dalmadan sahile geri dönüyorum. Karnım aç. Carlsberg Beer House’a oturuyorum. Sakin, Cuma öğleden sonrası, buz gibi bir bira ile köri soslu tavuğumu sipariş ediyorum. Oturur oturmaz da hayatın bu “an”dan ibaret olduğunu gözüme sokan pembe kapaklı kitabımı açıyorum. Sayfalar akıp gidiyor, hoş bir rüzgar ılık eserken güneş yakaladığı yeri yakıyor. Yemeğim bitince biraz daha yürüyüp sırtımı ağrıtan çantamı hafifletmek için otelime uğruyorum. Ne kadar şanslıyım! Otel şehrin göbeğinde hemen hemen her yere yürüyerek gidebiliyorum. Şimdi rotamda Alsancak’ı Alsancak yapan ara sokaklar, mağazalar, restoranlar, kafeler var. Ne güzel öyle, akşamüzeri oldu olacak, İzmir’in güzel insanları hepsi sokaklarda. Keyif peşinde. Selanik ile benzerliğini düşünüyorum. Sanırım değil aslında eminim İzmir Selanik’ten daha güzel. İzmir daha haşmetli. Havaalanı şehir merkezi arasında bir de o çarpık yapılaşma olmasa, Kahire, Rio, Kalküta gibi sanki. Bu üç şehri de sadece filmlerden biliyorum ancak gecekonduları sanki aynı, tahmin de edebiliyorum…
Alsancak’ta minik bir kafede çayımı içip, akşam ne yapsam diye düşünüyorum, gelene geçene bakıyorum. Bu sefer bir an İstanbul aklıma geliyor, nasıl da dinamik bir şehirde yaşıyorum ben! İzmir hantal kalıyor yanında. Garsonun siparişi alıp getirmesi, hesap faslı hepsi uzuyor burada. Oysa İstanbul koşturmacası insana kendini unutturuyor. Otelime akşam öncesi kıyafet değiştirmek için dönerken şöyle bir sahile bakıyorum, akşamüzeri İzmir’e, Bayraklı ile Karşıyaka yolu arasındaki yola London Eye tarzı kocaman bir dönme dolap hayal ediyorum. Ne güzel olurdu, gece ışıl ışıl. Herkes gidip biner tüm İzmir’i en tepeden izlerdi… Bence çok güzel fikir, keşke olsa böyle bir şey. İzmir’i İnciraltı ve Karşıyaka turu ile bitiriyorum. Düşünüyorum şimdi İzmir büyük şehir, olur mu canım öyle şey! İyi ki gelmişim diyorum kendi kendime.

Bu fikir kafama çok yatıyor, şehir gezileri. Uçak biletini al, Denizli’ye, Trabzon’a, Gaziantep’e, Antalya’ya. Şehir otellerinden birinde kal, tek başına gez şehri, rüzgarın seni kuyruksuz bir uçurtma gibi oradan oraya savurduğu şekilde…

 

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 2 comments for this article
  1. ankara web tasarımı at 17:33

    Böyle güzel bilgileri bize verdiğiniz için çok sağolun gerçekdende çok fazla emek harcanmış bir web sitesi olduğu belli tebrikler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir