Rodos, bendeki Yunan sevdası

Rodos, bendeki Yunan sevdası

Şövalyeler, korsanlar, Osmanlılar, İtalyanlar, Almanlar, Yunanlar, tarihine detaylı bakamıyorum, benim için kayalıklı plajlar adası Rodos. 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış, şövalyelerin inşa ettiği iki sıralı kale ve şehirden oluşan merkez, meşhur 12 adaların baş adası olan Rodos. 1923 yılında İtalyan egemenliğinde bulunduğu için mübadele dönemini es geçmiş, bu nedenle de azınlık olarak 3.500 kadar Türk halen adada yaşaşıyor. 1948 yılında da 12 adalar olarak Yunanistan’a katılmış.

20131012_113513

Oasis Beach

Bu benim Rodos‘a ikinci gidişim, ilki çok kısa süreli olduğu için aslında “old city” dışında başka bir alanı detaylı görme şansım olmamıştı.

Şimdi ise zaman bol, 6 koca gün var önümüzde ve listemizdeki tüm plajları gezme, Ekim ayının güneşinden, denizinden bolca faydalanma planımız var. Yalnız mıyım? Hayır, bu sefer ben bir Rodosluya eşlik ediyorum. Babası Rodos Türklerinden olan Müge de ilk kez memleketini görecek. İkimiz de oldukça heyecanlıyız, Marmaris’e kadar olan uçak yolculuğumuz ve akabinde 1 saat 15 dakika kadar süren katamaran yolculuğu, gidiş dönüş aynı gün olursa 39 Euro, eğer açık dönüş olursa 55 Euro. Az değil, ama yapacak bir şey de yok. Bendeki Yunan sevdası bu.

İlk gün şehir merkezinde kalacağımız evimize daha yerleşmeden önce Müge’lerin Kandilli mevkinde bulunan çiftliğe uğrayıp, amca ve halasının ellerini öpüyoruz. Bahçede dolaşıp dalından koparılan nar, mersin ve limonun tadına bakıyoruz.

_DSC7192

Old City

Daha sonra şehir merkezinde hedefimiz old city, yani şövalyelerin zamanında inşa ettikleri ve Unesco tarafından koruma altında bulunan daracık sokakları ile şimdi içinde dükkanlar, oteller, evler olan kale içi semtini geziyoruz. Her yer turist dolu, limanda birkaç cruise gemisinin etkisi olsa gerek diyoruz. Bol bol Amerikalı yaşlı teyzeler, amcalar, İtalyanlar ve birkaç gün sonra bayram sebebi ile adayı basacak olan Türklerden az az şimdilik.

İlk günü sokak aralarında dolaşarak, Müge bol bol vespa fotoğrafı çekerek, arada nefes almak için oturduğumuzda Amstel ya da Mythos içerek tamamlıyoruz. Gece yine yürüyerek şehir merkezine gitme, akşam için bir yerler keşfetme planımız var. Amacımız hep turistik yerlerden uzak lokal bar ya da kafelerde vakit geçirmek. Bunun için de elimizle koyduğumuz gibi bulduğumuz ve sonraki akşamlarda da muhakkak uğradığımız Briki Cafe‘yi mesken tutuyoruz. Modern dekorasyonu, martini bianco’su, sempatik garsonları ile hem internetini sömürdüğümüz hem de keyfimizi artırdığımız yer oluyor.

Plajlar

_DSC7343

Agathi Beach

Rodos’taki ikinci günümüzde sezon sonu olduğu için ve üstüne de pazarlık ile günlüğü 20 Euro’ya minik bir araba kiralıyoruz. İstikamet adanın doğusunda bulunan plajlar. Hepsine girip çıkma gibi bir hedefimiz var. En beğendiğimize yeniden gidebiliriz ya da daha uzun vakit geçirebiliriz. Aslında yine her zamanki gibi spontane gelişiyor. Plan zaman zaman şaşıyor ya da o anda bambaşka bir hal alıyor. Sorun yok, nasıl mutlu olacaksak o yönde hareket ediyoruz.

İlk uğradığımız uzun plaj Tsambika oluyor, acaba su soğuk mudur derken Yunan adalarında en sevdiğim berrak denize kendimizi bırakıyoruz. Sahilin kayalık tarafındaki kocaman bir kayaya Yunan bayrağını çizmişler, gidip fotoğraf çekmeden olmaz diyoruz. Bu arada Rodos adasında plajların çoğunda şezlong ücreti var ve hepsinde rakam aynı, 4 Euro. Midilli ve Thassos‘da bu yoktu. Rodos tabi geçimini tamamen turizmden kazandığı için ve sezonu da diğerlerine göre çok uzun olduğu için herhalde daha farklı bakış açısına sahip.

_DSC7296

St. Paul Bay Beach

Tsambika’da birer Yunan birasını içip yola devam ediyoruz.  Lindos‘a kadar inmeyi, öğle yemeğimizi Lindos’ta yemeği düşünüyoruz. Lindos Rodos merkezden sonraki en büyük yerleşim, büyük derken şehir aklınıza gelmesin, bu da küçük bir sahil kasabası. Lindos merkeze gitmeden önce yine adını sıkça duyduğumuz St. Paul Bay Beach‘e uğruyoruz. Yakınında Pefkos Beach de görülmeye değer. Hepsi kayalık ve küçük alanlara sahip olduklarından ve  biraz kalabalık olduğu için güneşlenme düzenimizi kurmadan geri çıkıyoruz. Manzara müthiş, film sahnesinde gibiyiz.

Lindos eşekleri ile meşhur, alınacak tüm magnetler eşek görselli, esprili. Lindos kalesine çıkmak isteyenleri de eşeklerle çıkarıyorlar ama bizde yine öyle bir heves yok. Güzel bir restorana oturup, şarabımızı, deniz mahsullü yemeğimizi sipariş etmek daha cazip geliyor. Seçimimizi Hermes restorandan yana kullanıyoruz ve hata etmediğimizi yemeklerimiz gelince anlıyoruz. Hafif çakır keyif olunca haydii bir başka plaja diyoruz ve kuzeye doğru geri dönerken Agathi‘ye uğruyoruz. Tsambika’dan daha küçük ama yine koylardan daha ferah bir plaj burası. Bir de öğrendik ki şezlong almayıp yere havlumuzu atarsak 4 euro ödemiyoruz. Ekim ayında olduğumuzu unutup güneş bizi akşamın 8’ine kadar yakacağını ümit ediyoruz ama nafile, akşam üzeri olduğunda hafif bir serinlik ile plaj seansımızı daha kısa kesmemiz gerektiğini anlıyoruz. Yapacak başka bir şey var, şehre gidip duş alıp, sokağa çıkmak. O da fena fikir değil hani.

_DSC7257

Tsambika Beach

Ertesi gün yine aynı güzergahta henüz girmediğimiz plajlara girmeye başlıyoruz. İçinde küçük bir mağaradan kilisesi ile Oasis Beach, Thassos Beach ve Faliraki’de bulunan Kathara beach. Katara’da denizin içindeyken liman tarafında kayalık üstünde bir adamın yüksek sesle konuşarak etrafın ilgisini doğal olarak bizim de ilgimizi çektiğini fark edip, yanına gidiyoruz. Biraz önce denizden kendi yakaladığı ahtapotları köpürtmekle meşgul, biraz şov biraz iş derken biz de sohbetin içine dalıyoruz. George Tokouzis, 62 yaşında, doğma büyüme Falirakili. Çocukluğunda burada sadece 3-5 evin olduğunu anlatıyor. 10 yıllığına Amerika’ya gidip geldikten sonra da Rodos’u tanıyamadığını, çok turistik olduğunu ekliyor. Akşam yakaladığı ahtapotlar için parti vereceğini, kendisine ait bir apart olduğunu da belirtip bizi davet ediyor. Olabilir diyoruz. Tüm tatilimiz boyunca verdiğimiz en doğru karar olduğunu herhalde yıllar boyunca anımsayacağız.

20131012_113536Daha sonra Faliraki’ye birkaç kilometre uzaklıkta olan Anthony Quinn Beach ve Ladiko Beach favorilerimiz arasına giriyor. Hatta ertesi gün de aynı yere gitmeyi tercih ediyoruz. Lindos’un biraz daha güneyinde sakin plajlar var ancak daha da aşağılara inmeyip sadece Ghlystra Beach‘te biraz vakit geçiriyoruz. Gayet sakin ve keyifli bir plaj burası da.

Adanın batısına neden gitmediniz derseniz, sürekli rüzgar olduğunu söyledikleri için hem de sezon sebebi ile riske atmayıp daha sakin yerlerde denizin keyfini çıkarmak istedik. Gideceklere özel not yanınızda muhakkak şnorkel olsun. Kayalıklı denizde yüzünce göreceğiniz balıklar da bol çeşitli oluyor. Kaçırılmamalı.

Nudist Beach

_DSC7387

Mandomata Nudist Beach

Bu özel plajı çok ayrıntılı yazmaya gerek olmadığını düşünsem de yine de bir anı olarak, bana göre farklı bir tecrübe olduğu için Nudist Beach burada yerini alıyor. Midilli’de de vardı sanırım ancak aramak için zamanımız olmamıştı. Türkiye’de de eskiden Foça civarında vardı diye duymuştum. Hala var mı bilemiyorum. Ben içimdeki aşırı özgür kızı ara ara ortaya çıkarmaktan keyif alıyorum. Çünkü hayatımın geri kalanında o garip özgür kızı çok fazla bastırmam, saklamam gerekiyor. O nedenle bu tarz bir deneyim benim için çok özel ve çok da güzeldi. Birincisi insan doğasına çok uygun bir şey bu, diğer yandan da felsefik olduğunu düşünüyorum. Bu kadar, siz de deneyin, hem de kesinlikle deneyin. Faliraki’de Anthony Quinn Beach’e çok yakın.

Yeme- İçme

Hermes Restoran, Lindos

Hermes Restoran, Lindos

Adalarda endişeniz olmasın, süzme yoğurttan yapılan cacık, sarımsaklı ekmekler, ahtapot, kalamar, patlıcan ezmesi istediğinizi yiyin. Özel bir restoran yok tavsiye edeceğim, istediğinize girebilirsiniz. Ama şu fark var, Midilli deniz mahsullerinde tüm adalara fark atar.

Cannon Bar- George Tokouzis

George bize Anthony Quinn Beach’i tarif ederken kendi apart ve barını da gösteriyor. Akşama ısrarla gelmemizi istiyor, sizin bize hediyeniz göbek havası bile olacak diyor. Akşam üzeri plajlardan sonra eve gidip hazırlanıyoruz ama aslında gidip gitmemekte kararsızız. 20 Dakika kadar sürecek bir yol sonunda kendimizi George’un barında buluyoruz. George ızgaranın başında, bir grup turist, bir grup da yerli halk barı doldurmuş vaziyette. Taverna müzikleri çalıyor, barda uzun boylu 60’lı yaşlarda oldukça hoş kadın ki bu George’un Amerikalı eşi Kathy ve birbirinden yakışıklı iki adam, Dimitri büyük oğlan, Vasilis küçük oğlan. İkisine de aynı anda aşık olabilirim. Yunan sıcaklığına biraz Amerikalı güzelliği serpiştirilmiş gibi. Biri 32, diğeri de 30 yaşında.

_DSC7468

Cannon Bar- Ahtapot Partisi

Uzolarımızı sipariş ediyoruz. George bizi çok sıcak bir şekilde karşılıyor ve geldiğimiz için teşekkür ediyor. Daha sonra öğreniyoruz ki uzun yıllardır, her Cumartesi gerçekleştirilen bir gelenekmiş “ahtapot partisi”. Plastik tabakta, çatal bıçaksız, yudumluk ahtapotlar sıcak sıcak ikram ediliyor, elle yiyiyoruz. Ahtapotlar Cannon Bar‘ın ikramı, sadece içtiğimizi ödüyoruz diğer masalar gibi. Arada bir de sarımsaklı ekmek de geliyor, ızgaradan sıcak sıcak.

Yerli halk ise sırayla çıkıp kendi danslaMrını oynuyor, arada George, Dimitri ve Vasilis de çıkıyor oynuyor, Kathy barda onları alkışlıyor. İnanılmaz eğlendiğimiz bir gece oluyor bu. Unutulacak gibi değil, tabi biz de masamızda oturmuyoruz. Türkün kıvraklığını masa tepelerinde göstermezsek olmaz değil mi? Çok ama çok eğleniyoruz. Gecenin sonunda Facebook’tan herkes birbirini ekliyor, iletişim oradan devam edecek, yine geleceğiz. Gecemiz “biz de İstanbul’a size geleceğiz” ile bitiyor. Son derece keyifle evimize geri dönüyoruz. Seneye gidersem yine bir Cumartesi akşamını orada geçirmek isterim. George diyor ki, asıl olan arkadaşlık, para her şekilde kazanılır ve inanın hayatta bu önemli değil diyor. Ahtapotlar neden bedava anladık şimdi:) Bizi uğurlarken tüm masalar el sallıyor, Vasilis işlenmemiş, doğal deniz tuzu ve magnet hediye ediyor. 

Ertesi gün kahve içmek için yine uğruyoruz, yine aynı sıcak karşılama, hüzünlü uğurlama, inşallah İstanbul’da buluşacağız bu güzel insanlarla.

SAMSUNG CSC

Girit Evleri

Rodos’taki bir başka görülmesi gereken yer ise Girit Evleri. Hava alanından şehre girerken sahil boyunca sıralanan, tek katlı küçük evler “Girit evleri”. Girit, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılınca, adadaki Türkleri gemilerle Rodos’a taşımışlar ve bu 151 adet küçük evlere yerleştirmişler. Girit Mahallesi’nde hala Rodos’taki Yunan vatandaşı olan Türkler yaşıyor.

6 günlük Rodos maceramızın 4. gününde Elizabeth’in bize katılması ile ekibimiz 3 kişi oluyor. Elizabeth’i de bazı koylara götürüyoruz, son iki günümüzü de denizde, plajda, Old City’de geçirerek adaya veda ediyoruz. Mevsimden mi, uzun kaldığım için mi bilinmez hüzün var içimde. Hatta Marmaris’e geçince de bir özlem. Bendeki Yunan sevdasından ötürü herhalde…

20131013_172939

Faliraki

Bu gezide ileride okudukça hatırlanacak Müge ile aramızda olan; bir domates suyu macerası, Hermes restoranın sahibi adamın mimiklerindeki seksilik, Rodos merkezde ceza yazan cool trafik polisi, Manolis’in trafik çevirmesi sonrasında, araba kullanmasına izin verilmemesi ve benim de alkol kontrolünden sonra direksiyona geçerek aracı Manolis’ten teslim almam…

Daha bol fotoğraf için ise her zamanki gibi Facebook‘a beklerim.

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 2 comments for this article
  1. İrem Özer Author at 13:35

    Teşekkürler. Sizin de geziniz de yazınız da güzel olmuş. Ellerinize sağlık. Yeniden gitmiş gibi oldum çok sevdiğim Rodos’a…

    Sevgiler,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir