Yine bir Yunan adası, bu sefer Kos…

Maide’siz yalnız bir ada gezisi bu.

Planladığım tek başıma günü birlik bir ada gezisi olacaktı. Bodrum’a gittiğimde aklıma gelen, pasaportumu alelacele İstanbul’dan kargo ile gönderilmesine sebep olan bu gitme isteğim…Biraz internetten araştırınca Bodrum’dan sabah gidip öğleden sonra kolayca geri gelebileceğim bir ada olduğunu öğrendim. Ancak Büber’de tanıştığım Berna gezimin genel konsepti aynı kalmakla birlikte adayı tek başıma değil Dimitri ile gezmemi sağladı. Adanın  yerlisi, hatta Kos Ticaret Odası başkanı Dimitri ile. Bendeki bu şans değil de ne?

Dimitri de o hafta sonu Bodrum’daydı ve Pazartesi sabahı o Bodrum merkezden ben de Turgutreis’ten Serdar kaptan ile birlikte Kos’a doğru hareket ettik. Berna ben tekneye gitmeden önce Serdar kaptanı aramış, benim geleceğimi haber vermiş ve Serdar kaptan tekneye gelir gelmez gel bakalım kaptan köşküne, çay mı içersin kahve mi diye sorarak bir kez daha İrem ne şanslısın dedirtti kendi kendime. Yarım saat süren yolculukta kısa ve öz olarak bana Kos’u anlattı Serdar kaptan. Gidebileceğim restoranlar ile ilgili de detay verdi tam inmeden önce. Akşamüzeri 16:30’a doğru burada ol tembihi ile birlikte.

Adaya indiğimde Dimitri’nin ulaşmasına 15 dakika kadar vardı. Turgutreis Kos arası Bodrum ile Kos arasına göre çok daha yakın olduğu için biz daha erken ulaşmış olduk. Hızlı bir kahvaltı yaptıktan sonra Dimitri Bodrum teknesinden indi ve otoparktaki arabasını alarak hızlı Kos turumuza başladık. Önce deniz içinden çıkan termal suyun olduğu bölge Therme’ye bakış, sonra hızlıca Kos şehir merkezine geri dönüş ve koca adanın tüm kasabalarını görmek üzere başlayan araba gezimiz. Kos 12 adalar içindeki Rodos’tan sonraki en büyük ada. Dimitri’nin anlatımı ile “Ekolojik Ada”, doğa ile barışık bir ada. Bir defa adanın her yerinden denize girilebiliyor, liman dahil!  Her yerinin de ayrı bir özelliği var, Paradise beach muhteşem kumsala sahip, Mastihari ise çakıl taşlı bir plaj…Deniz Ege’nin her kıyısında olduğu gibi muhteşem.

Adayı gezmek için turistlerin öncelikli olarak başvurdukları araç bisiklet ve motosiklet oluyor. O koca adayı bisiklet ile gezmek mümkün olmasa da yakın yerlere gidip gelmek için sıcağı da görmezden gelebilirseniz olabilir. Benim çok mantığıma uymasa da. Ben eğer yalnız gitmiş olsaydım Atv kiralayarak adayı gezmeyi planlıyordum. Ama şimdi gördüğüm kadar alanı gezme şansım hiçbir şekilde olmayacaktı.

Sırasıyla, Embros Thermi, Lampi, Tigaki, Marmari, Mastihari, Stefanos, Kefalos, Antimachela, Zia, Platani ve Kos merkez görülen yerler.

Çoğunda vakit kısıtlı olduğu için arabadan inmeden fotoğraf çekmeye çalıştım. Zaten hepsi de küçücük yerleşimler aslında. Adada Mikonos’a göre çok daha fazla otel bulunuyor.Bunun nedeni Hipokrat’ın doğup büyüdüğü ada olması ile yaz kış konferans turizmine hizmet vermesi.

Yunanistan’dan ve diğer ülkelerden doktorlar ve pek çok firma seminer ve konferans için Kos’u tercih ediyormuş. Gelir kaynakları turizm oluyor bu durumda. Aslında Yunanistan’ın geneline bakarsan turizm ve gemicilik gelir kaynakları. Ana kara Yunanistan’a geçtiğimiz yıllarda gittiğim seyahatte sanayilerinin yok denecek kadar az olduğunu görmüştüm. Dimitri’ye soruyorum ekonomik kriz ne durumda diye? İrem bu çok uzun bir hikaye, biz Yunanlılar tembeliz, tek bildiğimiz turizm ancak artık değişiyoruz, Yunanistan ciddi bir dönemeçte bundan sonra her şey farklı olacak diyor. Türk Yunan ilişkileri ile ilgili olarak da ortada ben sorun göremiyorum ya sen diyor. Adayı gezdiğimiz süre boyunca durduğumuz pek çok yerde Dimitri’nin tanıdıkları var, beni de herkes ile tanıştırıyor. İrem Bodrum’dan geçti, İstanbul’da yaşıyor ve aslında Adrianapolis’li (Edirne) diyor. Herkes çok sempatik, herkes günlük bu kısa gezimin çok güzel geçmesini temenni ederek ayrılıyor yanımızdan.

Kos ada merkezine gelmeden önce Vassillis’e uğruyoruz. Dimitri bir web sitemin olduğunu, gezi ve restoran yazdığımı, şarabı ezelden sevdiğimi biliyor. Gel sana benim arkadaşımın bağının güzel şaraplarından tattırayım diyor. Vassillis, Dimitri ve ben oturup 1 kadeh üfür üfür esen bağın terasında öğle sıcağında şarap tadımı yapıyoruz. Vakit kısıtlı kadeh biter bitmez hareket etmek lazım. Bana hediye edilen özel bir şişe beyaz şarabımı da aldıktan sonra istikamet antik şehir ve akabinde Kos merkez. Sürekli söylüyorum sen işine git, bugün hafta başı ve ben tek başıma gezebilirim. Yük olmak istemiyorum. Dimitri ise ben seni gezdirmek istiyorum adamızı göstermek istiyorum, eğer ben istemesem zaten yapmam o nedenle teşekkür etmek yok diyor.

Kos merkezde kilise, cami, hamam, antik şehir, İtalyan mimarisi hepsi mevcut. Bizden çok fark yok aslında. Yine gider miyim giderim sanırım. Dimitri görmem gereken adaları da sıralıyor bana. Nisiroz, Kalimnos, Midilli…Saat 3 gibi ayrılıyoruz. 1 saatim var tek başıma gezmek için biraz alışveriş ve zaman kalmadığı için McDonald’s’tan 1 adet hamburger ile gezimi Kos’ta adam akıllı yemek yiyemeden bitiriyorum. Ha unutmadan yürürken karpuzlu bacardiyi kana kana içtiğimi söylemeyi atlamamalıyım.

Ben şimdi Dimitri ve Berna’yı Edirne’ye bekliyorum. Dimitri’nin kızı Türkçe biliyor, Berna’nın kızı da Yunan dili ve edebiyatı mezunu. İki halk arasındaki barışa en güzel örnek sanırım dünyadaki bu dört kişi…

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir