Karadağ – Montenegro güzelliği

Karadağ – Montenegro güzelliği

Geçen sene geçen olaylı doğum günü seyahatinden sonra sakin, vize istemeyen ve oradan oraya sürüklenmeyeceğim bir tatil planladım diyor Ayn.

Karadağ‘a gideceğini söylüyor. Geçtiğimiz yaz bin plan yapıp birini bile uygulayamamış olan bende bir kıpırdanma yaşanıyor. Ama işi gücü ayarlayabilir miyim kestiremiyorum evvelinde.

Sveti Stefan’a yol üzerinde durup bakıyorum.

Tarih yaklaşırken Ayn’ın gazı ile hızlıca biletlere bakıyorum. Fakat o da ne İstanbul – Podgorica uçuşları 1 saat 20 dakikalık yakın bir süre için epey pahalı. Nedenini uçağa bindiğimde anlıyorum. Az kişi uçakla gitmeyi tercih ediyor, ya da talep yok. Genelde otobüslü turlarla bu bölgeyi geziyorlar sanırım.

Neyse ben millerimle almayı tercih ediyorum ve Ayn’a “geliyorummm ulaaan” diyerek biraz da onu utandırmanın gururu ile yollara düşüyorum.

Sabah erken saatte iniyorum Podgorica şehrinin minicik havalimanına. Kapıda bir sürü Balkan erkek, hepsi eşofmanlı, taksi taksi diyor.

Bense çıkar çıkmaz kiraladığım aracı almak üzere Europcar gişesine gidiyorum. Günlük 4 Euro fark ile daha üst bir araba ister misin diyorlar, amaaan diyorum olsun varsın. Günlüğü 26 Euro’ya bir Golf kiralıyorum. En sevdiğim modellerden biri. Düz vites, virajlı yollarda keyfini çıkaracağım. Tutmayın küçük enişteyi!

Arabayı aldıktan sonra offline çalıştığına güvendiğim navigasyonumu açıyorum ki bir sorun var ve çalışmıyor bir türlü. E internet de yok civarda. Neyse diyorum İrem sen becerirsin. Yolum az kilometre, ancak dar, virajlı, inişli, çıkışlı olduğu için yaklaşık 2 saatte Kotor’a varıyorum. Arada bayıldığım bir manzarayı görüp 10 dakika mola ve Budva şehir içindeki o anlık, anlamsız olan trafik de dahil olmak üzere.

Ve navigasyonsuz Ayn ve Selcan’ın kaldığı oteli buluyorum. Kendi kendimi alkışlayarak otele giriyorum. Allahım o ne manzara, bir de benim taa Kamboçya’dan gelen, kahvaltıları ile meşhur arkadaşım bana balkonda nefis bir masa hazırlamış! O an ölsem isyan etmezdim, bir sürü güzel yol gördüm, bir sürü güzel müzik dinledim yolda kendi başıma, şarkılar söyledim. Şimdi de kahvaltı ve bakmaya doyulmaz manzara var. Daha ne ister ki insan?

Küçük ancak yeterli ve uygun fiyatlı Villa PM benim 2 gecelik süre için kızlarla paylaştığım evim oluyor. Ancak kurtluyum bilen biliyor, duramıyorum haydi diyorum kahvaltı sonrası, önce Tivat‘a gidelim sonra geri gelip Kotor oldcity’yi gezeriz. Bakarız ne yapacağımıza, kafamıza göre.

Tivat

Arabayla 15 dakika sonra belki daha bile az, Tivat’tayız. Burada küçük bir marina, kafeler, restoranlar ve lüks markaların mağazaları bulunuyor.

Hoş bir kasaba, bu bölgede genelde İtalyan kanalları çekiyor, tam karşısı İtalya olduğu için de aslında bir İtalyanlık hissetmedik değil.

Göcek‘te lüks yatlara hizmet veren şirketi olan arkadaşım Senem bahsetmişti Tivat güzeldir, güzel restoranlar ve güzel teknelerin durak yeridir diye. Hakikaten de öyle, teknesi olup Adriyatik’te gezenler için güzel bir mola burası. Hem markalardan da anlaşıldığı üzere bir tık da yukarıda.

Bizim içinde kahve molası, pamuk şekeri sevdası ve bol eğlenceli fotoğraf çekimi ile geçiyor Tivat. 2 saat geçirdikten sonra geri dönüyoruz asıl lokasyonumuza.

Kotor

Ben bazı yerlere aşık oluyorum bazı insanlara, hayvanlara ya da eşyalara olduğum gibi. Tutkuyla vakit geçirmek, paylaşmak istiyorum. Duygularım tavan yapıyor, yoğunlaşıyorum. İçmeden sarhoş gibi oluyorum. Kotor da öyle, Avrupa’da en sevdiğim şehir eskiden Berlin’di. Şimdi hem arada biraz yaş aldım hem de biraz farklılaştım sanırım. Evet Berlin hala aşk ancak Portekiz‘i ve Karadağ’ı gördükten sonra başka güzelliklerin beni daha fazla beslediğini, keyiflendirdiğini, bir de yazın, güneşin verdikleri ile işte ya, işte böyle yaşamalı dedirten yerlerden biri oluyor Kotor da.

Old City olarak adlandırılan ve 3 girişi olan şehir, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde ve koruması altında. Daracık sokakların açıldığı küçük meydanlar, kuş sesleri, bize ay nerede oturup soluklansak diye düşünürken biraz daha dolaşalım, girilmedik sokak bırakmayalım diyoruz.

Karadağ ülkesi henüz Avrupa Birliği üyesi değil, o nedenle Türk vatandaşları için vize gerekmiyor. Her yerde Euro geçiyor. Tipik bir Balkan ülkesi olmakla birlikte başka, henüz tanımlamak için kelime bulamadığım güzellikte.

Old City içindeki turist sayısını ve her gün Kotor Körfezi’ne uğrayan dev yolcu gemilerini görünce aklıma bir an Sultanahmet, ülkemizin turizm krizi aklıma geliyor ve üzülüyorum. Zira Sultanahmeti gezen şimdiki turist sayısı ile Kotor kıyaslamaz durumda. 15 binlik nüfusu olan bir kasabadan bahsediyoruz. Diğer tarafta ulu İstanbul. Nasıl toparlanacağız hiç kestiremiyorum.

Gelgitli duygularım sonrasında hadi artık oturalım diyoruz, derdimiz wifi bulmak, fotoğraf paylaşıp aaay ne çok layk aldım demek. Ben akşam üzeri içkisi olarak favorim Aperol Spritz söylüyorum, sadece 4 Euro! İstanbul’da en ucuz yerde bile 40 TL’ye içtiğimizi de anımsıyorum bir an. Duygular karışık yine.

Eski şehir içinde bolca kedi görüyoruz, bir de kedi müzesi tabelası!

Yürümeye, bol bol fotoğraf çekmeye devam. Akşam üzeri baharın havası hafif esintiye dönüyor, ısırıyor güneşle taze kavuşan cildimizi. O zaman otele gidelim, üst değiştirip geri gelelim diyoruz. Aslında otelimizin manzarası da doyurucu. Marketten biraz alış veriş yapıp, bolonez soslu nefis bir makarna ve şarap neden olmasın bu gece için? Zaten İrem yorgun, yoldan geldi, üzerinde araba tepesinden inmedi, bir de yürüdü de yürüdü. Evet otel en iyisi. Sabah erken kalkıp günü değerlendirmek için enerjik olmak daha mantıklı gibi. Planı aynen uyguluyoruz.

Karadağ’ların küçük ve sevecen ülkesinde ilk gün böyle tamamlanıyor.

İkinci gün muhteşem kahvaltı ve cam bardakta içilen Türk kahvesinden sonra hedef bir plaj bulmak, denize girmek, güneşlenmek. Hem bugün 1 Mayıs herkes tatilde, şehir kıpır kıpır, zaten yeni bir gemi gelmiş, tombul ve yaşlı Amerikalılar yakalarındaki kartları, krem rengi şortları, spor ayakkabıları ve şapkaları ile şehri tadarken biz biraz daha farklı köylere doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer navigasyonum çalışıyor. Ancak çalışmayan bir şey var ki sezon henüz açılmadığı için plajlar! Hepsi hazırlık aşamasında, her yer inşaat. Madem öyle birine soralım o yönlendirsin diyoruz. Bir de Ayn’ı araba tutmasa daha da keyifli olacağım. Kabahat tabii ki onda, arabada telefonuna bakınca midesi bulanıyor, bakma diyoruz ama nafile, söz dinlemiyor kendisi.

Kotor’un yerlisi bize bir plaj öneriyoruz, gittiğimizde bol araba görünce işte bee bulduk diyoruz. Tabii yine açık bir tesis yok, Karadağlılar 1 Mayıs tatili için çoluk çombalak gelmişler, kimi mangal yapıyor, kimi voleybol oynuyor, genç gruplar flörtleşiyor. Biz ise hemen güneşe atıyoruz kendimizi. E belki denize de gireriz? Neden olmasın? Olmuyor. O kadar ısınmıyoruz. Hadi başka yer bulalım o zaman. Dolanmalara doymuyoruz.

Birkaç açılmamış yeri daha keşfedip, yazın kim bilir nasıl güzel oluyordur buraları hayali ile Kotor’a geri dönüyoruz. Olsundu. Ben memnunum hayatımdan. Bir yerde bira patates yapalım deyip bölgenin en pahalı yerini seçmiş olduğumuzu hesap gelince anlıyoruz. Sonra garson diyor ki işte efenim Madonna burada kaldı, Brad ile Angelina da burada kaldı geldiklerinde bıdı bıdı. E olm o minicik patatese 6 euro çok değil mi demeden otelimize, marketten aldığımız biralarla dönüyoruz. Maksat güneşi bitirmeden ısınıp suya atlamak.

Plan işliyor, 2 bira sonrasında durgun, kapalı Kotor körfezinin denizindeyiz. Ilık sanki, değil elbette. His öyle. Ah sen güzel bira nelere kadirsin. Bir de tabii 3 kızın tatilinde, geyikler, espriler, kahkahalar havada! Birbirimize bolca sataşıp en komik espriyi kim yapacak yarışındayız. Allahtan 3’ümüz de potansiyel sahibiyiz. Bir çeşit kapalı devre sitcom gibiyiz.

Bugün ayrıca sevgili Ayn’ın doğum günü. Akşam olunca süslenip püslenip hoş bir restorana gidiyoruz. Önce kıyafetimi beğenmiyor kızlar, edebiyat öğretmeni gibisin az seksi ol diyorlar. Söz dinliyorum. Yaptığımız tek şey de yemeğe gidip, oradan da en yakındaki kumarhaneye girmek ve sadece bakmak. Ben elbette oynamıyorum, ne zaman kazanmışım ki? Her zaman kazanan kasa değil mi? İşte bu da değişik bir tecrübe, Kotor’lu büyük abiler hepsi canlı masasında, sanki Kotor mafyası toplanmış gibi. Neyse 10 Euroluk oynuyor kızlar, heveslerini aldıktan sonra e dönelim artık. Geceyi yarıladık zaten. Gündüz yolcu gemisinin yoğunluğu yok, gitmiş zaten biz boş plajları gezerken herhalde.

Netice itibari ile Kotor büyülü bir kasaba. Doğası, karışık milletlerden oluşan mozaik dokusu ile listede olması gereken yerlerden biri. Yine, yeniden gelirim heyecanı ile ertesi sabah ayrılıyor olacağız buradan.

Budva

Kotor’dan sabah ayrılıp 20-25 dakika uzaklıktaki Budva’ya doğru ilerliyoruz. Manzarası güzel bir yer görüyorum hadi kızlar burada kahvaltımızı edelim diyorum. Miss gibi en doğru karar olmuş diye düşünüyoruz oturunca. Adam akıllı kahvaltı sonrası araba kiralamış olmanın özgürlüğü ile Kotor’dan biraz büyük olan Adriyatik kasabası Budva’ya ulaşıyoruz. Burada da bir old city var, kale kapısı ile içine girdiğimiz. Ama nedense bizi Kotor kadar büyülemiyor, hatta aman burada çok vakit geçirmeyelim bile diyoruz bir an.

Bu arada bir Türk tur grubuna denk geliyoruz. Budva’da yarım saat, Kotor’da 1,5 saat zamanları olduğunu söylüyorlar. Sanırım tur tadımlık bir seyahat yapıyor. Ne anlar 1,5 saatlik zamanda insan bu güzelim yerlerden. İyi ki bağımsız gelmişim diyorum içimden.

Budva biraz daha şehirleşmiş, apartmanlar, yüksek binalar var tek tük. Basit, kaybolması zor bir yer. Sahilde yine tekneler, restoranlar var.

Turun yarım saat ayırdığı yere ben de ancak bu kadar yazabiliyorum. Bilemedim, çok etkilemedi beni Budva.

Benim niyetim Sveti Stefan’a gitmek ve orada denize girmek!

Sveti Stefan

İşte budur! Budva’dan 5 km sonra, tabelasından sağa sapınca, ağaçlar arasındaki boşluklardan Adriyatik’i görüyoruz, yeşilden maviye. Belki de bu coğrafyanın en önemli fotoğraflarından biri Sveti Stefan, zihinlere kazınan.

Allahım bu ne güzel yol dedikçe, video mu çeksem, fotoğraf mı, direksiyonu mu tutsam kararsızlığındayım.

Bir otopark bulalım da atalım kendimizi sahile değil mi? Yine aynı düşünce kafada, yazın buralar of offf…

Arabada bikini giyinme pratikliğimle hoop plajdayız! Sveti Stefan minik köy, ada aslında. Oldukça da ünlü, zira eskiden 400 kişinin yaşadığı kale, köy, şimdi lüks bir otel. Girip rehber eşliğinde gezmek 20 Euro. Biz tabii halk plajı sakiniyiz. Olsun, mutluyuz. Azıcık yanalım, azıcık yüzelim, kafidir bu hayatta bizim için.

Gerçekten özel bir ada burası, 30 yıllığına otel olarak kiralanmış, içinde restoranları da bulunuyormuş, rezervasyon yaptırarak gidilebilen. Geceliği de 650 Euro civarındaydı Booking.com üzerinden baktığımızda. Çok tabii.

Plaj yine henüz kenardaki küçük barın açılmamış olması ile bakirdi, şimdilik. Biz tabi yaptık yapacağımızı bir girdik çıktık, ince taşlı plajında güneşe alıştık azıcık.

Sonraki 2 günü geçireceğimiz yere doğru gitmeliyiz aslında, saatler geçiyor bu arada, tadını alarak.

Karadağ ülkesi hep duyduğum gibi müthişti, kıyıları tamamladık gibi. Bir Bar kasabası kalmıştı belki o da başka sefere.

Şimdi biraz içlere, doğaya, yeşile Skadar Lake‘e gitme zamanı.

 

 

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 5 comments for this article
  1. pelin at 08:17

    İremcim yine harika bir gezi yazısı olmuş,bizim seyahatimiz öncesine denk gelmesi de süper oldu. Ben tüm notlarımı aldım . Bakalım biz nereleri keşfedeceğiz .
    Çok öpüyorum .

    Sevgiler

  2. İrem Özer Author at 06:44

    Umuyorum siz de benim kadar seversiniz:)
    Öpüyorum.

  3. Aida at 11:23

    I hope u have good time at my country like i has at urs 😊

  4. İrem Özer Author at 12:43

    Sure, so much! I’m excited to go again!
    Thanks!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir