Anne ben Meganeomani oldum!

1 saatlik bir uyku, şişmiş, kapanmak üzere gözler, sıkıştırılmış bir bavul. Sabahın erken saatinde Maslak’ta buluşma. Tanıdık ve tanımadık yaklaşık 30 kişilik bir grup. Yol yapacağız yeni model Megane’larla birlikte Meganomani nedir anlayacağız. Nereye varacağımızı biliyorum, ne yapacağımızı pek değil.

Birkaç gün evveline dönersek, neden istiyorsun diye sormama bile gerek kalmadan şıp diye benden ev adresimi alan bir arkadaşım. Akabinde Megy isimli bir görevlinin evime kişiye özel bir zarf içinde mektup ve telefon bırakması. 2 saat sonra da çalan telefon ile bir şeylerin kafamda şekillenmesi. Tabi o arada oraya buraya sorup biraz daha detay bilgiye sahip oldum. Organizasyonun detayları tıkır tıkır, sorunsuz ve zekice ilerliyor. Hafif şaşırtarak… Söylenen tarihe yaklaştıkça da yine detaylar emailler ile bildiriliyor. Süper bir deneyimsel pazarlama aktivitesi olacak gibi…

Sabaha gruplar halinde araçlara biniyoruz ve sis içinde İstanbul’dan ayrılıp, gözüm kapalı gidebileceğim Trakya yollarındayız. Lüleburgaz çıkışı ile Istranca dağlarına doğru yol alış. Hala uykusuz ve yorgunum ancak  araba kullanmayı öyle seviyorum ki kimseye de kaptırmak istemiyorum. Programdaki öğle yemeği saatimize kadar rahat rahat gidiyoruz. Istranca dağlarında sonbahar, renkler muazzam. Merush ile sürekli ay sağa bak ay sola bak, off renklere bak, Allahım bu ne güzellik tadındayız.  Direksiyonda olduğum için fotoğraf çekemedim ama tüm güzellikleri hafızama kazıdım. Bende hepsi. Yol keyifli, hava güneşli, Megane’ımın yol tutuşu güzel. Kendi Megane’ıma göre daha konforlu ve daha seri. Araba içinde sohbet de güzel. Daha ne isterim ki, yeter ki gözlerim kapanmasın, başka bir şey aklıma gelmesin. Yemek yiyeceğimiz yer olan Taşmekan’a kadar sağlıkla ve aracın tadını çıkara çıkara geliyoruz.

Taşmekan tipik bir Trakya restoranı aslında. Temiz, samimi ve en önemlisi de benim gibi koyun eti sevmeyen birine bile löpür löpür yedirtecek tadda. Hepimiz ayıla bayıla yemeğimizi yiyip, havanın da  güzelliği ile çimlere atıyoruz kendimizi.

Program yoğun, yemek sonrası Dupnisa Mağarasına gidiş, sonra İğneada’ya varış. Biraz serbest zaman ve akşam yemeği. Sonrasında da dans dans!

Dupnisa yolu ve mağara tahminimizin üstünde bir keyif verdi hepimize diye düşünüyorum. Telsizlerle şen şakrak muhabbetler eşliğinde konvoy halinde gezi de ayrı bir güzel.  İçinde macera var ya. Megane yine köy yolunda da tahminin üzerinde bir performans sergiliyor. İlk başlarda kendi arabama

göre daha uzun olması itibari ile tedirginlik yaşasam da alışmam uzun sürmüyor. Evvelden beri station vagon beğenirim. Aslında benim gibi gezgin biri için de ideal olabilir. Station vagon bir Megane’ım olsa ve çıksam 3 ay gezsem, çok şey mi isterim hayattan?

Dupnisa’dan sonra otele varış ve çay kahve ikramı derken benim elim buz gibi birada. Babacım biliyorum okuyorsun bunu ancak sen kızını iyi tanıyorsun, keyfi seviyorum.

Akşam yemeğine 3 saatimiz var ve ben dün geceki travmamı ve uykusuzluğumu atlatmak üzere odamdayım. Dinlendikten sonra minicik İğneada’nın minicik limanına, restoranımıza doğru gidiyoruz. Renault, Proximity ekiplerinin ve sevgili Fatih Taşkıran’ın sürprizleri devam ediyor. Kişiye özel amerikan servisi bile var masada. Benim hobimden bahsediyor bana! Detaylar için teşekkür ve tebrik bir arada. Yemek sonrası da otelde parti, Allahım gün bitmiyor, dolu dolu her şey. Biraz da dans. Yarın çok iş var, kahvaltı sonrası workshop başlayacak ve ekip liderimiz Kaan Sezyum ile fanzine yapacağız.  O da mı ne? 10 sayfalık yaratıcı bir dergi olacak ve biz Meganeomani’yi anlatacağız. Çok keyifli. Kaan zaten zehir, kafasından bin tane şey geçiyor. Ben itirafta bulunayım kes, biç ve fotoğraf çek, kahve getirden başka bir şey yapmadım. Sonuç şahane oldu. Eğlenceli, hediyeli, komik bir fanzine yaratıldı. Merakla bekliyorum basılmış halini.

Ve geri dönüş, sonhabar, kış akşamında soba yanan köylerin içinden, is dumanları arasından, çocukluğumdan kalma kokularla geçmek. Biraz hüzün, biraz kırgınlıkla, biraz sinir, karman çorman duygularla.  Bu duyguların Megane ile alakası yok bu arada:) Sevmiyorum bu mevsimin akşamlarını. Dönüş yolunda direksiyonu hiç kimseye kaptırmadan en hızlı şöforlerden biri olarak İstanbul’a vardık. Köy yolları haricinde hız ve konforlu, sarsmayan yolcuğu TEM’de yaşadık. 6 vites var, vites araları biraz küçültülmüş ancak 5 ile 6 arası da çok net anlaşılıyor. 5’te gider bu derken 6’yı istiyor hınzır.

Ve yeni Megane’dan ayrılıp kendi Megane’ıma dönüş.

Baba ne yapsak değiştirsek mi acaba?

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 4 comments for this article
  1. berna at 06:59

    süper bir gezi olmuş,bayıldım…fotoğraflar da çok güzel…

  2. nasuh özer at 18:56

    ben de beğendim.sonbahar da güzel olmuş. İlkbaharda da güzel olabilir

  3. admin Author at 19:05

    Babacım yorumun için teşekkür ederim. Gidelim bayramda İğneada’ya?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir