Kamboçya- Phnom Penh

Kamboçya- Phnom Penh

Evi deterjan koktuğunda mutlu olan, düzen rahatsızı benim gibi bir insan için, bambaşka bir hayat deneyimi ve terapi belki de bu seyahat.

Tedaviye geldim işte taa Kamboçya’ya. Her sokağında ayrı bir kötü koku, temizlik namına bir şeyin görülmediği, restoranların hallerinin bizim alıştığımızın çok çok altında olması, az gelişmişlik, trafik kuralı denen bir şeyin olmaması daha bin tane şey. Daha fazla yazıp nasıl yaaa dedirtmeyeyim en iyisi.

Ayn taşınalı neredeyse 3 yıl olacak ve ben hala gitmemişim Kamboçya’ya. Varsa yoksa Avrupa, Amerika, bir bana gelemedin diyor sert bir sitemle. Haklı da yolu Asya’ya düşen herkes ona uğramış, meşhur kahvaltılarına misafir olmuş. Bir ben mi gitmemişim?

Aslında tam da kötü sezon, yağmur bol ama olsun. Uygun tarihlerim ancak denk geldi diyelim. THY ile önce Bangkok‘a, oradan da 1 saatlik uçuşla dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Kamboçya’ya. 1953’e kadar Fransız sömürgesi olarak kalmış, Kızıl Khmer’lerin katliamları ile büyük acılar yaşamış bir memleket burası. Uçağın buğulanmış camından bir şey görmüyorum inişte, neyse içini zaten yaşayacağım için de önemsemiyorum pek…

Kapıda 30 dolar karşılığında alınan 1 aylık turist vizesi için iyi ki yanımda bir fotoğrafım varmış diyorum. Lazım neticede, eğer yoksa da hemen çekiyorlarmış, sonradan öğrendim. İki koca bavulla, herkesin sırt çantası ile gezdiği memlekete gelmek bir bana bir de Ayn’ın Türkiye‘den sipariş ettiği peynirlere, kavurmalara, şehriyelere yakışırdı zaten.

Tuk tuk ile yarım saat geçen tozlu ve kuralsız trafikten sonra eve ulaşıyoruz. Amerika‘da uzun süre araba kullandıktan sonra İstanbul trafiği kuralsız gelirken burası çok farklı bir boyutta. Dünya içinde başka dünyalar saklı.

Berberler sokağı, gerçi her yerdeler

Evin girişi o biçim. Ayn diyor korkma. Eve girince bu girişi unutacaksın. Haklı da evet giriş korkunç, kenarda bulaşık yıkayan kadın, yan tarafta daracık sokakta bir kuaför, motoru üzerinde oturup internette gezinen bir kız, poşetlere un dolduran bir yaşlı kadın, kendini o daracık bloklar arasında yaymış hafif tombul, beyaz tüylü cins bir köpek.

Ağır bavulları zar zor iki kat yukarı taşıyoruz. İrem şaşkın, İrem bir garip modda. Annemin aklı bende adım gibi biliyorum. Huysuz İrem orada ne yiyip ne içecek, nasıl adapte olacak. Allahtan Ayn iyi bir aşçı, ben de iyi bir bulaşıkçı.

İlk gün önce meşhur Ayn kahvaltısı ve akabinde şehir turu yapacağız, bir bölümü tuk tuk ile bir bölümü yürüyerek. Her yer genç Monk’larla dolu. Sokak satıcıları, her yerde pişen çeşit çeşit tam detayına bakamadığım etler, yemekler, seyyar benzinlikler, poşette satılan Kamboçya kahveleri, eski Pepsi şişelerine doldurulmuş motor yağları… Çıplak çocuklar, diğer taraftan bu kadar keşmekeşe rağmen gülen yüzler. Budizm’den midir bilinmez.

Java

Muson mevsimi ya bir anda yağmurun bastırması yapacak ne var o anda? Karşıdaki SPA‘ya atıyoruz kendimizi, 1 saat burada geçirsek, yağmur gitse sonra güne devam ederiz değil mi? Program tıkır tıkır işliyor, 20 dolara miss gibi portakallı vücut peelingi, hamama gidemedim diye üzülüyordum muson derdime çare oldu.

Tuk tuk ile şehirde bir yerden bir yere gitmek kolay, 2-15 dolara arası mesafeye göre değişiyor. Çarşı pazar bir değişik, night market var ki gece isteyen sahneye çıkıp şarkı da söylüyor. Ara sokaklarda Phnom Penh’de yaşayan Avrupalı ya da Amerikalıların gittikleri restoranlar, barlar var. Mojitosu, margaritası güzel olan barlar var.  Trafik ışıkları taze konmuş caddelere, belediye otobüs sistemi birkaç senelik, çoluk çocuk herkes motosiklet tepesinde.

Eclipse

Bazı barlar gerçekten çok güzel. Bazılarında ise yaşlı Avrupalılar ve genç Khmerli kızlar var. Çok fazla kısıtlama yok şehirde, herkes özgürlükten bahsediyor özellikle yabancılar. Pek çok şeyi istediğin gibi yapıyorsun kimse de sana eee ne yapıyorsun burada demiyor.

Değişik, alışkın olmadığım bir şey.

Gekolar her yerde, Geko da ne mi? Bir çeşit kertenkele, arada geeekoouuuu diye ses çıkarıyor, o nedenle herkes geko diyor onlara. Restoranda bir anda yandan geçebiliyor, sevimli mi evcil mi ne desem bilemediğim, herkesin sevimli gördüğü bu hayvanlara.

Aquarius Hotel, teras havuzu, giriş 12 dolar.

Bira 1 dolar. Bizde dolar pahalı olmasa pek çok yere göre ucuz diyeceğim ama memleketteki dolar hesabı akılları, mantığı karıştırıyor. Yoksa elbette çok ucuz.

İlk birkaç gün anlamaya çalışmayla geçiyor, ancak konformist ve gıcık, takıntılı bir insan olarak zorlandığımı söylemeliyim.

Bu yazıyı yazdığımda ilk 10 gün geride kalmış vaziyette. İkinci hafta bambaşka duygularla başlamış…

Aynı zamanda kafelerden Java‘ya bayılmış, Aquarius Hotel‘in terasındaki sonsuzluk havuzunda musona yakalanmış, Eclipse‘te hıımm demek ki Kamboçya’nın zenginleri burada takılıyor demiş, Bouchon‘un happy hour’unda Allahım nasıl güzel bi margarita bir tane daha mı içsem demiş,  adı tatlı kendi cool mekan Sharky’de mojitoya doymuşum.

Sırada ise biraz civar kasabaları tanıma zamanı.

Kampot, Kep, Siem Reap…

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 6 comments for this article
  1. İrem Özer Author at 12:56

    Teşekkür ederim efendim ilginize, öpücükler.

  2. Sebiha Ersoy at 16:55

    Aynebilimden tanıyorum sizi . Çok sizin kadar gezemesende Kamboçya ben de tekrar gideceğim bir ülke olarak kaldı. Çok güzel yazmışsınız. Belki bir gün bir yerlerde karşılaşabiliriz 😊👋💙🙏

  3. İrem Özer Author at 11:32

    Çok çok teşekkür ederim. Evet oldukça değişik bir ülke Kamboçya benim için de çok farklı bir deneyim oldu.
    Umarım bir yerde karşılaşırız.

    Sevgiler,
    Irem

  4. mustafa at 19:40

    Konu dışı olacak biraz ama grafik işlerinden biraz anlayan birisi olarak söylemeden edemedim. Logonuzu gerçekten sade ve akılcı buldum. Hem uçurtma hem de bir zarf üzerindeki posta pulu olarak düşünülmüş sanırım. Kim düşündü ve yaptıysa eline sağlık.

    Başarılar.

  5. İrem Özer Author at 06:43

    Mustafa Bey merhaba,

    Evet ben de logomu çok seviyorum. Ne yalan söyleyeyim tasarımcı bir arkadaşım birkaç dakikada yaptı bu logoyu. Tabii beni çok iyi tanımasına bağlıyorum bu başarılı çalışmayı.

    Sevgiler,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir