Komshi’de geçen 2 gün | Bulgaristan

Yorucu olacak biliyorum. Cuma gecesinden yola çıkarak sabah gibi Sofya’da olacağız ki o da Kapıkule’den eğer fazla beklemeden geçiş yapabilirsek. Cumartesi ve Pazar günlerini Bulgaristan’da geçirip, Pazar gece yarısı gibi İstanbul’a geri dönmüş olacağız. Zaman belki kısa ama ne yalan söyleyeyim çok da hevesli değildim Bulgaristan’ı görmeye. Şehir Fırsatı’ndan aldığımız ucuz kupon ile gidiyoruz. Büyük ihtimalle ucuz etin yahnisi olacak ama olsun Özlem, Tülin ve ben eğlenmesini beceririz diye düşünüyoruz.

Aynen tahmin ettiğim gibi Kapıkule’den geçiş şıp diye olmuyor. Daha doğrusu Türk tarafından geçişte sorun yok da pejmürde Bulgar gümrüğü bir garip. Hem yavaş, hem de bakımsız binalar içinde ne bileyim insan kendini pek iyi hissetmiyor. Bizim tarafla gurur duyuyoruz. İşlemler bittikten sonra durmak yok yola devam. Allahtan yol boyunca uyuyorum. Sabah saatlerinde Sofya’ya giriyoruz. Komünist rejimin etkisi şehrin girişinde hakim. Büyük binalar, tren gibi sıralanmış, hepsi soluk, dökük, çirkin ve ürkütücü görüntüde. Batı Avrupa ülkelerindeki zenginlik, refah, estetik yok burada. Güzel bir insan görmek de güç. Eski rejimin kokusu üstlerine sinmiş, kolay kolay çıkmayacak gibi görünüyor.

Sofya küçük bir şehir, merkeze geldikten sonra otobüsten inip hemen rehber eşliğinde tarihi yerleri gezmeye başlıyoruz. Kocaman meydanlar ve geniş bulvarlar. Hoşuma gidiyor. Önce Sveti Aleksandır Nevski kilisesini görüyoruz. Şu ana kadar gördüğüm en ihtişamlı kiliselerden biri. Ortodoksların paskalyası da bizim orada bulunduğumuz hafta sonuna denk geliyor. Aslında şehrin sakin ve boş olmasının sebebi de bu belki de.  Kilisede dua edenler çok. İçini dışını tavaf ettikten sonra hemen aynı meydanda bulunan Aya Sofya kilisesini de geziyoruz. Tam biz içeri girdiğimizde Bulgar bir çift çocuklarını vaftiz ediyor. Ne hoş! Bizim saygılı Türk arkadaşlarımız da video, fotoğraf çekiminde. Hiçbir yerde hiçkimseye saygımız yok. Dini bir rituel gerçekleşirken bu şekilde insanları rahatsız etmek. Bunun onlar için ne kadar özel bir tören olduğunu düşünememek bir tek bize mahsustur herhalde…

Yine aynı meydana paralel olan ve altın kubbesi ile dikkat çeken Rus Ortodoks Kilisesine doğru yürüyoruz. Allahtan şemsiye yanımda öyle bir yağmura denk geliyoruz ki sırılsıklam olmamak elde değil. Bu güzel günü biraz kısıtlı geçirmemize sebeb oluyor bu yağmur, hatta dolu yağmuru. Şiddeti azalınca hemen hızlıca Dondukov caddesindeki Cumhurbaşkanlığı, meclis binası ve diğer müze binalarını dışından görüyoruz. Hepsi bakımlı, pırıl pırıl. Bir de güzel mi güzel bir tiyatro binaları var. Fotoğrafçılar için ideal noktalardan biri. Bu tarihi alanları da gezdikten sonra tur grubundan ayrılıp gezi öncesinde bana ipuçları veren Yanitsa sayesinde Happy Grill&Bar’a karnımızı doyurmaya geçiyoruz. Size yediklerimizizn muhteşemliğini anlatamam. En güzeli de ucuz olması. Bulgaristan’da Euro değil Leva geçiyor ve Eurolarınızı da casinolarda Leva’ya çevirebilirsiniz. Ucuz memlekette seyahat etmek, gezmek çok güzel bir duygu. Hesabı düşünmeden istediğin kadar ye iç, taksiye bin, bir şeyler al, komik rakamlar.

Yemek sonrası Vitoshka caddesinde mağazalara girip çıkıp biraz nefsimizi körledikten sonra taksi ile Romans pastanesine, Sofya’nın Vitoşa dağının eteklerine doğru gidiyoruz. Yine muhteşem tatlılar yiyip, az hesap ödeyerek akşam üzeri otelimize geri dönüyoruz. Turumuzun içinde otobüs yolculuğu ve Dedeman’da 1 gece OK konaklama mevcuttu. Otel gayet sorunsuzdu. Akşamı da otelin kumarhanesinde eğlenerek geçiriyoruz. Sabah kahvaltı sonrası yeni şehrimize doğru yola çıkıyoruz. Yolda etrafı, güzel baharı izleyerek Plovdiv’e yani Filibe’ye varıyoruz.

Plovdiv eski Osmanlı evleri ile meşhur bir kent. Pek çok yerde Osmanlı eserleri gözünüze çarpıyor. Oldukça keyifli minik bir kent burası. Rehberimizden bağımsız kendimize göre geziyoruz şehri. Pazar günü ama diğer Avrupa şehirlerine göre etraf cıvıl cıvıl, mağazaların da çoğu açık. Hatırlıyorum Floransa’da hafta içi 3 gün boyunca kapalı dükkan görmüştük, ben orada olduğum sürece bir türlü açamadı adam. O ayakkabılar kaldı hayalimde. Plovdiv’de de güzel güzel yemeğimizi yiyip, şarabımızı içiyoruz. Bu turda en sevdiğimiz yediğimiz lezzetli yemekler oldu hep. Bulgarların meşhur üzümü Mavrud’dan yapılmış olan şaraptan 1 tane de ev için alıyorum. Acaba bu akşam açıp içsem mi?

İki koca gün böyle geçiyor işte. Bulgaristan tahminimin üstünde bir keyif veriyor bana. Gitmek isteyen varsa haber versin belki yeniden gelirim.

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 4 comments for this article
  1. Mr_TD at 14:36

    Elinize ve ayaginiza saglik efendim, mekanlar cok tanidik geldi, sanki biz de gezmis kadar olduk 🙂

  2. İrem Özer Author at 14:44

    Ben teşekkür ederim efendim, hemen yayınlar yayınlamaz okuduğunuz için. Ayrıca yazı başlığınıza katkınızdan dolayı da teşekkürü bir borç bilirim.

  3. Mustafa Taşçı at 13:04

    Yazınızı çok beğendim bende gitmeyi düşünüyorum ortalama ne kadara maal olur ekonomik bir gezi

  4. İrem Özer Author at 09:25

    Merhaba Mustafa Bey,

    Ne kadar süre kalacaksınız, nasıl bir gezi düşünüyorsunuz, nasıl gideceksiniz gibi pek çok bilgi gerekir harcama tutarınızı belirleyebilmek için. Ama genel anlamda Bulgaristan ülkemize göre oldukça ucuz.

    İyi tatiller dilerim,
    İrem

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir