Lviv’e seyahat

Benim severek takip ettiğim gezgin ekipten arkadaşlarımın genelde kışın, karlar içinde yürüdüğü sokaklarda ben yaz günü şort – tişört dolaşmaya gidiyorum.

Neden? Çünkü soğuğu sevmiyorum. Üşümeyi sevmiyorum. Eminim bambaşka güzelliktedir Lviv, kar altında ve sıcacık mekanlarla. Ben almayayım.

Ablamla birlikte Lviv’e uçuyoruz, 3 gece ve tam 4 günümüz var. Fazla gelebilir belki küçük bir şehir için. Biz kendimizi yormadan, biraz da içine dinlenme molaları katarak yaşayalım diyoruz.

Havaalanına inince ilk yaptığımız iş yerel para birimi olan Grivna edinmek. Daha evvel gidenlerden öğrendiğim kadarı ile dolar bozdurup grivna alıyoruz. 1 Grivna – 0,24 TL.

Otobüs ile şehir merkezine gidebiliriz kuş kadar paraya ama Uber benim için daha sağlıklı, otobüs indi, bindi aman hangi sokaktı telaşı yapmadan 22 TL’ye gelecek bir paraya kalacağımız apartmana ulaşıyoruz. Eski mi eski, köhne bir giriş. Şifre ile açılan kapılar. Ahşap merdivenden 4. kata, oradan da odaya yine şifre ile ulaşıyoruz. Bir garip tezatlık. Ahşap kokusu içine modern tasarım ile ferah, camlı, balkonlu kocaman bir oda sığdırmışlar. Ablam da ben de oooo diyoruz, keyifle. Azıcık dinlendikten sonra haydi sokağa atalım kendimizi.

Her şeyin, herkesin bir şekilde bağlandığı Rynok Meydanına 550-600 metre kadar uzakta otelimiz. 6-7 dakikada oradayız. Tramvaylar geçiyor, çiçekçiler, baloncular, tezgahlar ve bol turist. Yön kavramımı oturtmaya çalışıyorum önce kafamda. Şehrin her yerinde zeminde QR kodlar ile ilgili binayı anlatan içeriklere ulaşabiliyorsunuz.

Evvelden birkaç notum vardı, bir de ben her zamanki gibi google maps ile bilikte foursquare bilgilerine bakıyorum. Acıkana kadar sokaklar arasında dolaşıyoruz. Ablam yürümeyi çok seviyor ve hiç erinmiyor. Ben ona göre bir tık daha tembelim. Bir de hep keyif peşindeyim, güzel yiyelim, güzel içelim, ohhh.

Lviv’de puanı yüksek diye bir Avusturya restoranı buluyorum. Hadi irem yaz yazabilirsen ismini buraya. Latin alfabesi olmadı mı benim ayar bozuluyor. İç dekorasyonu oldukça şık, konforlu ve lezzetli bir yer olduğunu söyleyeyim öncelikle. Bir Avusturya birası ve şinitzel enfesti, üzerine de elmalı tatlı. Bol da yürüdük, odaya gidip akşama kadar biraz dinlensek mi?

4 gün boyunca her gün aynı rutini yapıyoruz. Öğleden sonraya kadar gezip, sonra odaya, 2-3 saat dinlenme sonra yine sokaklar. Akşam 8-9 gibi de en geç 10 yine oda.

Hatta bazı günler öyle güzel oldu ki, öğleden sonra yağmur yağdı, ben yatağımda hafif serinlikte uyudum. Ablam dizilerini izledi. Uzun zamandır böyle dinlendirici zaman geçirmemiştik ikimiz de. Odanın bir güzelliği de iki yatak bölümü arasında duvar olmasıydı. Yani herkese ayrı özel alan tanınmış gibi. Merdiven çıkmak hariç her şeyi çok iyiydi, o da benim tembelliğim. Popom güzelleşecek diye kendimi teselli ettim o merdivenleri çıktıkça.

İlk günün yarısının özetini sunmak istersem, evet yeme içme ucuz, eskiden daha da ucuzmuş. 2 kişi alkolü dahil 100 TL civarına muhteşem yemekler yeniyor. Bizde bi Kırıntı, Midpoint gibi fabrika yerlerde 250’den aşağı çıkılmaz, 2 ana yemek, tatlı ve içki ile, değil mi?

Lviv için azıcık özet yapayım, ne yedim ne içtiğimi sayarsam bu yazı uzar gider. Yaş aldıkça iyice keyifçi oldum. Hoşuma gitmiyor değil, allahtan çok yürüyoruz gün içinde. Yoksa topalak bir şey olacağım.

Lviv küçük bir şehir, her şey merkezde, yürüme mesafesinde, sokaklar arasında dolan dur. Opera binası, kiliseler, Ermeni Mahallesi…Bir tek şu meşhur mezarlık biraz uzak, o da Uber ile 12 TL civarında bir şey tutuyor. Zaten 2 kişiyiz, tramvay belki 1 TL bile değil ama ben açıkçası uğraşamayacağım tram ile.

Lviv turist çekmek için bir sürü atraksiyonlu cafe ve restoranlarla dolu. Hepsi etkileyici, tek sorun şu ki insanı kaba ve ingilizce bilene rastlamak, ufo görmek ile aynı ihtimalde. Binaların altında sığınak gibi alanlar restorana dönüştürülmüş, hepsine bir show, dekorasyon eklenmiş, hoş olmuş.

Şimdi her yerde yazan listeyi ben de iliştireyim buraya.

Lviv Coffe Manufacture, kahve servisi alevli malevli, girişte miğfer takılıyor kafaya. Show işte.

Lviv Handmade Chocolate, burası da alışveriş için iyi olabilir ama biz çikolata alışverişimizi Roshen’den yaptık. Ben çikolata yemem ama seven ablam oldukça güzel olduklarını söyledi. Hediyelik iyi gitti.

Tsukor, kahvaltısı çok çok iyiydi, bir de garson kızların bebek gibi olması maşallah dedirtti. Öyle güzel kızım olsun isterdim ama geç artık.

Baczewski, her yerde yazılmış durmuş, hiç de değmez o sırada beklemeye. Yok efendim açık büfeymiş, yok efendim şampanya ikramı varmış. 1 saatten fazla kuyruk bekledik, evet oldukça ucuz ama yazık zamanımıza dedirtti. 11 gibi de servis kapanıyor, kovuyorlar sonrasında. Bir daha gidersem aklıma bile gelmez oraya gitmek, başka yerde içerik keyifle şampanyamı.

House Of Legends, bir zihni sinirin barı. Yine merdiven çık dur, terasta minicik alana bir araba koymuş. Şehir manzarası güzel. Merak ettik, çıktık, indik.

Meat and Justice, süper etler, yine show ağrılıklı bir restoran. Gidilir.

Kryivka, girişte parola soran yer işte burası, parola soruyor, sırayla içeri alıyor, yaşasın Ukrayna diyorsun, bal likörü ikram ediyor. Yine sığınağa iniyorsun. Güzel diyebileceğim tek şey dekorasyon ve bal likörüydü. Yemek kötüydü, bira ılık geldi, soğuk ile değiştirir misiniz dedim, değiştiremedi. Anlamadı ve yok dedi falan. Kızdırdılar küçük enişteyi.

Vernissage, pazar yeri, yeni eski pek çok şey var, pahalı.

Opera Binası, çok güzel, girip dolaşmaya değer. Bizim orada olduğumuz günlerde maalesef bir gösteri yoktu.

Mezarlık, bu da kesinlikte değer. İnsan öleyim şuracıkta, ya da benimki nasıl olsun diye düşünüyor bir an. Uber ile gittik.

Park High Castle. Yürü babam yürü. Ablam yine şikayet etmiyor, ben bıkbıkbık konuşuyorum. Şehri tepeden görmek için de en güzel yer. Dönüşte Rynok Meydanına kadar yürüyoruz yine.

Beer Theatre, akşam üzeri canlı müzikler başlıyor, meydanın en güzel yeri bence. Bol çeşit bira, bira ile ilgili harika hediyelikler.

Open, açık büfe, tepsini doldurduğun kadar ödüyorsun. Oldukça lezzetli ve uygun fiyatlı. Ispanaklı kiş çok iyiydi. Kahvaltı için yumurta yok ancak çeşit çok. 2 kişi 45 TL gibi bir şey ödedik.

Gas Lamp, girdik ve çıktık. Pek bir numara yok anlatılan kadar. Ama seven sever, renkli içkiler.

Champagneria, buraya 2 kez gittik. İstridye ve şampanya. İstanbul’da ya da dünyanın başka bir yerinde bu fiyata yemek sanırım pek mümkün değil. Gömüldük desem kabaca yerinde olur. Öncesinde Bar Mushly’e gittik ancak bir gün evvelden yediklerimiz çok daha iyi olduğu için bir tur daha Champagneria’ya yine gittik.
Ne yaptık başka diye düşünüyorum. Karakolluk olduk. Yani biz tercih ettik tabi bunu. Kendime şahane bir matara aldım, ancak bir süre sonra baktım ki çatlak. Geri götürdüm, kibar ve insan canlısı mağaza yöneticisi neredeyse mağazadan kovdu bizi. Avukat olan ablam benden daha çok delirdi. Karakola gidip şikayet ettik ancak sonuç sıfır. Çöpe gitti güzelim mataram. En kötüsü de hem İngilizce anlaşamamak, hem de sen kırdın git gibi el kol hareketleri seyahatimizin can sıkan kısmıydı. Gerisi gayet güzeldi. İyi dinlendik, iyi yürüdük, iyi yedik içtik. Kışın gitmem ama böyle uygun bilet ile yazın 2 günlüğüne hava değişimine gider insan.
Kimlikle üstelik! Ha biz pasaport ile giriş çıkış yaptık zira kimlik ile giriş yapanlar tarafında kuyruk vardı. Bir de form dolduruluyor vs. Tahammül sınırı aşağı çekilmiş 2 insan olarak pasaport ile girip çıktık ülkeden.
Ben en iyisi bir de video yapayım Lviv için.

 

 

 

You may also like

2 Comments

  • Kışın Ukrayna hiç çekilir gibi değil.Dil konusu sıkıntı Lviv’de. Hatta bir kısmı Rusça bile konuşmuyor ya da konuşmak istemiyor.
    Keyifle okudum yazınızı.
    Matara olayı kötü olmuş.Sanırım gezide yaşanan aksilikler anlatacağınız birer hikayelere dönüşüyor.
    Baczewski’yi unutursunuz ama çirkefleşen müdürü Lviv konusu açılınca anlatırsınız.

  • Kesinlikle katılıyorum yorumunuza. Kışın bayağı üşütür. En güzeli yazın:)
    Teşekkür ederim yorumunuz için.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *