Vizyondaki Filmler…

Bayiliyorum film izlemeye. Hem kis oldugu icin firil firil dolanamiyorum ortalikta. Hem de hafif depresif geciyor benim ocak ve subatlarim. Bol bol fil izleyerek kaciyorum beynimdeki zirvaliklardan. Bu hafta sonu Pazar gezmem haricinde bol bol film izledim. Hem DVD’de hem de Digiturk kanallarinda.

Ilk olarak Australia’yi izledim. Bana gore 3 bolumden olusan bir film. Ask, ayrilik ve savas. Diger taraftan da cocuk filmi tadinda bile denebilir. Goruntulerin muhtesemligi acisinden sinemada izlenmesi tavsiye olunur. Ancak studyoda mi cekilmis yoksa gercekten Avustralya Turizm Bakanliginin bir tanitim filmi mi belli degil:) Nicole Kidman’in bol estetikli hali ile Hugh Jackman’in yakisikliligi izlenebilir. Adam bu senenin en seksisi secilmis bir dergide… Guzel goruntuler icin izlenebilir, onun disinda bir ozelligi olmayan film. Aborjinlerden de ozur dileyen bir film…
Australia’nin hemen akabinde Twin Sisters’i koydum. Cok iyi bir film. 2.dunya savasi filmlerini sevenler icin iyi bir dram.

Veeee hafta sonunun en etkileyici yapimi, onumuzdeki hafta Oscar odul toreninde de pek cok odulu alacagi tahmin edilen. Bafta, Altin Kure gibi odulleri kapip goturen film: SLUMDOG MILLIONAIRE. Danny Boyle filmi, Trainspotting, A Life Less Ordinary, The Beach’ten hatirlanabilir Danny Boyle.
Slumdog Millionaire super bir kurguya sahip. Konu inanilmaz iyi. Oyunculuk da gayet tatmin edici. Hindistan’da geciyor ve benim bayildigim bir ingilizce ile. Sanki hepsinin agzinda kasik varmis ve surekli o kasikla ingilizce konusuyorlarmis gibi. 🙂 Kesinlikle senenin en iyi filmlerinden biri. Hatta ilk 3’te olacagi kesin.
Son olarak da CHE part two’yu izledim. Che’nin hayatini sevenler, merak edenler icin biyografi tadinda, ayni sekilde belgesel gibi bir film. Oncesinde ama muhakkak The Motorcycle Diares ve Che Part One izlenmeli. O zaman anliyorsunuz gercekten kim oldugunu, nereye geldigini. Benicio Del Toro, bu seride produktorlugunu yapiyor olmasindan da kaynaklanan muhtesem bir oyunculuga sahip. Benicio’nun (arkadaşım sanki) CHE’yi oynarken kendini gercekten Che gibi hissettigi cok net gorulebiliyor. Cok cool, sakin, sicak ve samimi bir karakter. Gercekten izleyince Guney Amerika ulkelerinden cikan bir gerillanin neden dunyanin her yerindeki insanlarin vucutlarinda dovme oldugunu, tshirtlerinin giyildigini daha iyi anliyorsunuz. Ozgurlugun sembolu olmus adam. Filmi bence genel cogunluk begenmez. Ben sevdim. Ara ara catisma sahnelerinde hizlandirsam da begendim. Latin gitar ezgileri de ayri tatta. Sasirtici olan Fidel Castro ile ayni donemde, ayni davada yer alip ikisinin de ayri efsane olabilmesi…

Diger bir tavsiyem de Into The Wild. Sean Penn yonetmen. Bu filmin detayini Milk’i izledikten sonra verecegim. Ortak noktalari yok ama Sean Penn temelli bir yorum olacak:)

Asagidaki linkte de oscar adayi filmlerle ilgili bir yarisma var. Aslinda sadece favorilerinizi isaretliyorsunuz, THY’den ucak bileti kazaniliyor.
Ben girdim, doldurdum bile. Bana cikacak:)

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir