Grazie Roma!

Üç renk, sarı, kiremit ve somon. Roma’daki binaların çoğu bu renklerde. Roma mermerinden yapılmış ihtişamlı tarihi yapıtlar dışında. Havaalanından bindiğimiz Mercedes Vito ile bizi otelimize kadar götüren Pino anlatıyor hepsini bize. Tren mi, otobüs mü derken alandaki görevli bir beyin bizi Pino’ya yönlendirmesi ile 40 dakika süren yolculuğumuz boyunca şehre hayran hayran bakıyoruz. Ben böyle bir şey henüz görmedim. Hoş daha çok da yer görmüş sayılmam ama Roma gibisine rastlamadım şu ana kadar. Kişi başı 15 Euro’yu hotelimizin önünde indiğimizde Pino’ya takdim ediyoruz. Döneceğimiz günden 1 gün önce onu arayacağız bizi istediğimiz yerden gelip alacak ve alana götürecek. Pino’nun numarasını buraya yazamıyorum çünkü döndüğümde kaybetmiş olduğumu fark ettim. Bavullarımızı verirken aman dikkat diyor, hırsızlık bol, pasaportlarınıza, cüzdanlarınıza sahip çıkın Roma’da. Bu tavsiye sonrasında Termini istasyonuna 100 metre yakınlıkta olan küçük ancak kesinlikle tavsiye edeceğim Hotel Serena‘ya yerleşiyoruz. Odalar temiz, servis iyi, fiyat harikulade, yerinin güzelliğini ise Roma’da günlerimiz geçtikçe anlıyoruz.

Colleseo

Eşyaları bırakır bırakmaz köşedeki pizzacıdan birer dilim alıp, zaman kaybetmeden şehri keşfetmeye başlıyoruz. Anlatmışlardı da beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmemiştim. Her sokakta ayrı bir hikaye, her sokakta ayrı bir sanat, güzellik, tarih. 15 dakika yürüdükten sonra karşımıza tüm ihtişamı ile Colleseo çıkıyor. Etraf turist kaynıyor, Kasım ayının son haftasındayız. Roma’da baharı, yazı düşünemiyorum. Kim bilir ne kadar kalabalık oluyordur. Otelden aldığım şehir haritasına göre Colleseo’dan çıkarak Piazza Venezia‘ya bakan Il Vittoriano‘ya ve hemen bitişiğindeki Campidoglio’yu görüyoruz. Biz kim kim miyiz? Kuzenim Ersin, sevgili eşi Fatma, ablam ve üniversiteden arkadaşı Güzin ile birlikteyiz Roma’da. Il Vittoriano’nun Roma’ya hakim terasına 7 Euro karşılığında çıkıp güneş batmadan şehre hayran gözlerle bakıyoruz. Biraz fotoğraf çektikten sonra aşağı inip istikamette bulunan Fontana Di Trevi‘ye otobüs ile gidiyoruz (Aşk Çeşmesi). Aslında yürüsek de olurdu belki ilk günden çok da yorulmamalıyız. Hep duyduğumuz aşk çeşmesi kalabalık, herkes para atma, dilek dileme ve fotoğraf çekme derdinde. Aman dikkat çok fazla Bangladeşli, Hintli var ellerinde polaroid fotoğraf makineleri ile. Yapışıp fotoğrafınızı çekmek isteyebilir, çektirmeyin sakın. Hiç güzel çekmiyorlar hem de 5 Euro’nuzu kapıyorlar. Gerçi kavga ile 3 euromu geri alabildim.

İl Vittoriano’dan şehre bakış

Artık yemek vakti, hemen bir trattoria bulmalıyız. Geleneksel İtalyan yemekleri yapan bir restoran bulalım istiyoruz. Gerçi civardaki bütün restoranlar keyifli duruyor ancak biz  That’s Amore‘yi tercih ediyoruz. Yemek sonunda kararımızın doğruluğu ile daha da keyifleniyoruz. Haritaya bakınca İspanyol Merdivenlerinin çok yakın olduğunu görüyoruz ve yürüyüp yediklerimiz yerleşsin diyoruz. İspanyol merdivenleri kış mevsiminde ve hafif ıslak bir hava da çok keyifli değil, ancak görülmeli. Hemen karşısındaki meşhur cadde Via Condotti’yi Mercedes yılbaşı için süslemiş. Caddenin sonuna da kocaman bir çam ağacı yerleştirmiş. Fotoğraf çekmek için ideal.

Via Condotti

Ve Roma’da ilk gecemiz şehrin ulaşım kolaylığı ve tahminimden küçük olması sebebi ile listemdeki pek çok noktaya çentik atarak geçmiş oluyor. Yarın öğlene kadar Vatikan’dayız. Şimdi dinlenme zamanı.

Vatikan

Vatikan‘a  Termini’den 40 numaralı otobüs ile 15 dakika ya da daha kısa bir sürede ulaşıyoruz. Metro kullanmaktan pek yana değiliz, bu güzelim şehri yerin altından giderek değil daha uzun sürse de göre göre gezmeyi tercih ediyoruz. Vatikan’da Pietro meydanında ihtişamı ile büyük kilise ve mimari açıdan herkesi etkileyen birkaç bina yan yana. Meydana gelmeden önce pek çok turist rehberi durdurup Vatikan müzesini bilet kuyruğuna girmeden gezdirmek için tekliflerde bulunuyor. Biz de açıkçası bu geziyi bir rehber eşliğinde gezelim diyoruz. Biraz da pazarlık yaparak kişi başı bilet dahil 30 Euro’ya anlaşıyoruz. Rehberimiz Happy Travel’dan Danny, komik bir kadın, önce meydanda tarihi bilgiler ile birlikte inanılan çeşitli hikayeleri anlatıyor. Daha sonra da müzeyi onun eşliğinde geziyoruz. Oldukça etkileyici bir müze, ama esas merak ettiğimiz Sistine Şapeli. Roma’da inanılmaz görkemli kiliseler, bazilikalar geziyoruz. İnsanların bu ihtişamlı ve estetik becerileri takdir edilmeyecek gibi değil. Belki de en önemlisi yaratmaktan ziyade yüzyıllardır bunları koruyabilmiş olmaları, bu mentalite, bu görgü, bu bakış açısı. Hep karşılaştırma yapıyoruz bizim ülkemizle. Durumumuz içler acısı…Sonra batıya hayran olunca bir de yargılayan kesimle karşılaşıyoruz. İlkellik başka bir şey değil.

Sistine Şapeli

Sistine Şapeli’nde fotoğraf çekmek yasak, yüksek sesle konuşmak yasak. Sadece Michelangelo’nun tehditler üzerine yaptığı resimlere bakıyoruz. Büyülendik yine. Danny sessizce bize bazı hikayeler anlatıyor. 15 dakikamız şapelde geçiyor. Birkaç kaçamak fotoğraf da çekiyorum arada. Sistine şapeli çıkışında hemen solda ahşap görkemli bir kapı var. Danny diyor ki anahtar deliğinden bakın, Vatikan’ın içindeki din görevlilerini göreceksiniz.   Gerçekten de öyle meşhur, yakışıklı İsviçre Askerleri, rahibeler geziniyor. Ancak makinem anı yakalama konusunda o dakika başarılı değil, ya da ben. Akılda kalan başka bir bilgi bundan sonraki Papa ya zenci, ya Hintli ya da Güney Amerikalı ya da Afrikalı olacak! Para nereden geliyorsa o bölgenin din görevlisi Papa olacak. Ya Benedict diyoruz? Başka alternatif yoktu, bir de bir evvelki Papa Jean Paul’un en yakın arkadaşıydı o nedenle seçildi. Yarım günü neredeyse doldurmak üzereyiz.

St. Pietro Basilikası

St. Pietro Basilikasını da gezdikten sonra önce Vatikan postahanesine uğrayıp Papa görselli kartpostallardan eşi dostu gülümsetmek adına Türkiye’ye gönderiyoruz. Yürüme mesafesindeki Castel Sant’Angelo’yu da gördükten sonra öğle yemeği molası için kararlaştırdığımız Trastevere bölgesine geçiyoruz. Hafif yağmur var ancak rahatsız etmiyor ve bize engel değil. Trastevere için ise önerim tipik İtalyan dar sokaklarında kaybolun, gözünüze hoş gelen bir restorana oturup, ister makarna, ister pizza söyleyin, 1 kadeh şarap ardından da bir kahve, tamamdır. Yemek sonrası biraz yürüyüp tepede bulunan ve fazla turistik olmayan Fonte Acqua Paola’yı görüyoruz. Roma işte böyle sürprizlerle dolu. Haritada gördüğünüz herhangi bir yere gidin, şaşırın. Kocaman bir çeşme, ama öyle böyle değil. Birkaç fotoğraf çektikten sonra Tiber nehrinde bulunan ve haritada ilgimizi çeken minik adayı görmek istiyoruz. Roma’da taksi bulmak bazen güçleşiyor. Herkes ya motosiklet ya toplu taşıma ya da kendi araçlarında. Bizim İstanbul gibi her yer sarı arabalarla dolu değil. İsola adacığını görseniz de olur görmeseniz de. İçinde çocuk hastanesi var Vatikan’ın koruması altında olan. Çok iyi bir hastaneymiş sadece onu biliyorum.

Pantheon

Bizim bundan sonraki durağımız ve beni Roma’da en çok etkileyen yapılardan biri olan eski Pagan tapınağı, Pantheon. Daracık sokaklar arasında giden taksimiz bir küçük meydana çıkıyor ve işte geldik diyor. Fotoğraflardan anımsadığım Pantheon’un kapısındayız. Yine oldukça görkemli bir bina ancak içi dışından çok çok çok daha görkemli, yüksek ve 43 metrelik taş kubbesi ile zamanında bu nasıl inşa edilmiş düşüncesi ile geçiyor içinde zamanımız. Kubbenin tepesinde bulunan açıklık gök tanrı ile mi alakalı onu araştırmam lazım.

İspanyol Merdivenleri

Via Del Corso yakınındaki Rosa&Rosae isimli restoranda Moldovyalı bir garson kızın sempatikliği ile akşam yemeğimizi yeyiyoruz. Yemek sonrası biraz yürüyünce yine kendimizi Aşk Çeşmesi’nde buluyoruz. Roma’da her yol Aşk Çeşmesi’ne çıkıyor.  Diledim bu sene aşk bulacak beni.

Roma’daki 3. günümüzde Piazza Del Poppolo civarında yürüyüş, İspanyol merdivenleri civarında sabah şampanyası ve keyfimize göre bir gün ile geçiyor.

St. Maria Basilikası

Termini istasyonuna gelmeden önce yolumuzun üstündeki St. Maria Basilikası’nı da görmeden olmaz diyoruz ki ne iyi etmişiz. Pantheon’dan sonra beni en çok etkileyen diğer bir yapı oluyor burası. Kesinlikle Roma listesinde olması gerekiyor.

Öğleden sonra yolculuk var. Ortaçağ kenti olan Perugia’ya gidiyoruz.

Hani gelmeden önce kısa bir yazı yazmıştım ya, orada iner inmez internet paketi alırım demiştim. Almadım. Hiç gerek kalmadı oteldeki interneti akşamları kullandım. Günü sadece şehrin keyfini çıkarmakla geçirdim. Roma’da taksiciler çok yardımcı oluyorlar, az İngilizceleri ile ellerinden ne gelirse yapıyorlar. Bize hep çok eğlenceli karakterler düştü, bolca güldük.

Büyüleyici bir şehir burası. Yeniden gelmek için can atıyorum. Bu arada Roma’ya en ucuz uçak biletlerini Skyscanner uçuş arama motorundan fiyatları sorgulayarak bulabilirsiniz.

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 6 comments for this article
  1. DERYA at 22:21

    İtalya hayallerde de planlarımızda da var…çok ta güzel anlatmışsın..teşekkürler.

  2. İrem Özer Author at 22:41

    Bir arkadasim dedi ki “Italya bir gezginin hac ziyaretidir” o kadar dogru ki. Tekrar gitme planlari yapiyorum. 😉

  3. Mehmet at 20:19

    Merhaba İrem,

    Roma yazın çok güzel ve tavsiyelerle dolu 10-17 Mart’ta ben de gideceğim. Tavsiyelerini şimdiden not ettim 🙂 Sadece otel biraz pahalı geldi 🙂 Şimdiden teşekkürler.

  4. İrem Özer Author at 11:23

    Harika bir gezi olmasini dilerim simdiden. Kisi basi 30Euro ve kahvalti dahildi otelde. Mart fiyatlari farkli mi¤

  5. Mehmet at 09:16

    Şuan kontrol ettiğimde 2 kişi toplam 7 gün fiyatı 700 Euro olarak görünüyor 🙂

  6. İrem Özer Author at 19:13

    Evet oldukça yüksekmiş. Ama o civarda alternatif çok, belki uygun bir akıllı fırsat denk gelir ne dersin?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir