Deniz, güneş ve anason kokusu…

Deniz, güneş ve anason kokusu…

Özlemini çekiyorum şu sıralar. Hayal ediyorum, güneye gitmişim. Uçakla Dalaman’a, oradan arabayla Üçağız’a, oradan da pansiyonun teknesi ile Kaleköy’e. Yol yormuş gözlerimi, o koydan bu ormana bakacağım diye kendimi şaşırmışım. Hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum, tüm koyları incelemek, ne kadar bol kuş varsa hepsini görmek, ne kadar ulu çam varsa hepsini gökyüzü ile birleştirmek istiyorum. Pansiyona çantayı atar atmaz denizde buluyorum kendimi. Yüzmek değil benimkisi, suya kendimi armağan ediyorum. Antik kentin kalıntıları arasında ben de tanrıçalardan biri oluyorum. Yılın, kışın yorgunluğu ve stresini Akdeniz’e bırakıyorum. Deniz sonrası günün sıcağı akşamüzerine kavuşurken, odanın balkonundaki sedir üzerinde biraz kestiriyorum hatta. Nasıl bir keyif! Neden bu kadar bekledim bunun için diyorum kendi kendime.

Pansiyonun terasında hummalı bir akşam yemeği hazırlığı var. Güneşin batışı kaçmamış olmalı masaya oturduğumda. Metropol yaşamının verdiği alışkanlıkla hızlıca duş alıp, tiril tiril elbisemi geçiriyorum üstüme.Deniz börülcesi, beyaz peynir, kavun masada ilk dikkatimi çekenler. Izgaradan kalamarın kokusu geliyor. Bir de masanın kralı duruyor baş köşede. Buz kovasının içinde mağrur ama bir o kadar da coşkulu. Buyur ediyor bizi sofrasına Yeni Rakı. Yalnız değilim, yanımda gerçek sofralara eşlik eden dostlarım ve onların gerçek muhabbetleri var…

Masanın en başında her yere hakim olan iskemleyi seçiyorum kendim için. Özlem karşımda, Tülin yanımda, Maide de Özlem’in yanında. İlk kadehi dostluğumuza kaldırıyoruz. Telefon çalıyor o anda. İstanbul’daki başka bir gerçek sofradan dostumuz Ece Asmalımescit’te Hakan ile rakı-balık keyfinde, gerçek muhabbet özleminde…

Bu hayal burada yazılı kalmasın gerçek olsun bir an önce, gözümü kapatıp açacağım ve yaz gelecek…

You may also like

4 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *