Garipçe

Pazar sabahı. Tuhaf bir hafta sonu geçiyor. Cuma gecesi sabah 4’e kadar sokaklarda gez, Cumartesi erken kalk, spor yap, işe uğra aradan bir toplantı çıkar, eve git 7’de hafif kestirmek için yatağa gir, gecenin 12’sinde uyan ve Disko Kralını izle sabahın 4’üne kadar sonra uyu… Hiç bana uygun değil bu. Erken yatarım erken kalkarım melodisi ile yaşamaya alışkın olan ben, böyle dengesiz bir hafta sonu geçiriyorum .Pazar sabahı kahvaltı sonrası her zaman açık olan bilgisayarımda friendfeeddeki arkadaşlarımla konuşurken birinden bir fikir çıktı ve kendimi geç kalırmışçasına telaşlı bir şekilde hazırlanırken buldum. İstikamet  Rumeli Feneri, Garipçe Köyü! Önce Beşiktaş’ta Feşın Dizaynır ve Meriç ile buluşma, oradan da kabus gibi görünen trafiği atlatmak için ara yollardan Rumeli Fenerine doğru yol alma. Pazar günü, bahar yeni yeni gösteriyor kendini, kışın kasvetinden bunalan herkes sokaklarda! Her yer ama her yer insan, araba kalabalığı. Ne zaman ki Maslak’tan Bahçeköy yoluna doğru giriyoruz  o zaman rahatlıyor trafik Ağaçlar daha tam cılızlıklarından kurtulmamışlar. Birkaç haftaları daha var yemyeşil ve diri görünüşlerine. kavuşmalarına. Sarıyer üstüne yaklaşınca ve sağa bakınca aşağıda dere kıvamında bir boğaz manzarası ile karşılaşıyoruz. Karadeniz’den bulutlar boğaza geçiş yaparken, herhalde gördüğüm ne güzel görüntülerden birine bakıyorum. Durup hemen fotoğraflanıyor o an. Fotoğraf faslından sonra, karnımız öyle aç ki bir an önce Garipçe’ye varıp balığımızı söylemek istiyoruz.
Garipçe’ye köy denemez herhalde. 30-40 hane var yok. Yokuştan aşağı inerken yol kenarında derme çatma balıkçı tekneleri, tamir edilip denize inecekleri günü bekler gibi hüzünlü… Evler de hüzünlü, ya da bana öyle geliyor, güneşli bir tepeden deniz kenarına inince, Karadeniz’den boğaza giren yoğun bulutun içinde kalmış olmak ve kışı yeniden hatırlamak burdu içimi. Meydana gelince 3 restoran var gidebileceğimiz. Beyaz masa örtülü yeri tercih ediyoruz, Meriç de servisi iyidir diyor. Hemen her şey gelsin ve yiyelim istiyoruz. Kalamar, salata ve mezgit söylüyoruz yanında da buz gibi biraz ne güzel olur derkeeen ”köyümüzde alkol yoktur” ifadesi ile karşılaşıp e o zaman ben soda diyorum, hevesim kursağımda kalmış vaziyette…
Önce salatamız, kalamarımız geliyor. Hemen ardından da balığımız. Ancak gözümüz bile doymuyor. Üşüdüğümüz için de hemen yiyip kalkmak istiyoruz. Gözümüz de gökyüzünde acaba açar mı yine güneş diye…Ama nafile. Köy çok güzel, küçücük, içinde ineğini gezdiren teyze bile var. Bir eve aklım çok takıldı, yere kadar camının önünde ne keyif yapıyordur sahipleri diye. Kıskandım…Garipçe’ye hem doyamadım hem de başka planlarım için aklıma yerleştirdim. Havalar biraz daha toparlansın kahvaltıya gidilir en güzeli. Daha erken bir saatte, trafiğe hapsolmadan, hem de buzz gibi biraz hayalim olmadan. Gider kızarmış ekmeğimi, taze çayımı içer, acaba yunus sürüsü var mıdır bu yakınlarda diye gözümü denizden almam… 2, 3 haftaya kadar, bekle Garipçe geleceğiz, belki daha da kalabalık hem de!
Boşuna Kuyruksuz demiyorlar bana…

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 3 comments for this article
  1. Anonymous at 21:40

    aşkım , garipçe demek sen demek artık, seninle biz de varız sabah kahvaltısına erkenden, kalabalıklaşmadan trafik. bizde varız tıpkı şirince deki gibi. öptükkk:))

    ŞENİZ FAHRALI

  2. İrem Özer at 07:43

    Şenizim, tamam gidiyoruz birkaç hafta sonra oradayız! Teşekkür ederim yorumun için ayrıca:)

  3. Anonymous at 22:56

    ben de geliyorum dememe gerek yok herhalde… okuyunca nasıl da gidesim geldi anlatamam…
    tulinbo

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir