Şirince’ye kaçmak…

Ege’deyiz, yıllardır adını duyduğumuz, şarapları ile meşhur olan Şirince köyüne doğru yol alıyoruz.

Topu topu bir gece kalacağız ama benim mini bavulum tepeleme dolu. Havaya güvenemiyorum, ya yağarsa, ya açarsa, ya ısınırsa, ya rüzgar olur da üşütürsem. Bir kayak takımlarım yok bavulda. Şirince’ye akşam üzeri Bozdağlar’ı aşıp ulaşıyoruz. Öyle açız ki otelimize yerleşmeden önce yemek için Arşipel restorana oturuyoruz. İlgilenen garsona geleneksel, o yöreye ait ne varsa getirmesini söylüyoruz. Tabii bir de kırmızı güzel bir şarap. Akşam üzerinden itibaren aperatifler ile birlikte şarap içmek en büyük keyfimiz. Yavaş yavaş ana yemeğe geçişimizle günün yorgunluğu çıkıyor ortaya. Saatler ilerledikçe de yorgunluk yastık özlemine dönüyor. Tülin her zamanki enerjisi ile ee şimdi ne yapıyoruz diyor, sabaha kadar oturalım desem oturur. Bana ise hadi İrem git artık sen deseler diyenin gözlerinden öpesim gelir. Nitekim gözlerimin küçüldüğünü görenlerin, sabırsızlıkla beklediğim “hadi İrem yat istersen” demeleriyle odamda buluyorum kendimi. Kırkınca Evlerinde kalıyoruz. Butik bir otel, bizim kaldığımız odanın bulunduğu evin 300 yıllık olduğunu söylüyor İlkan. Ürpertici değil mi? Kim bilir kimler ne yaşamlar sürdüler o evde, ne mutluluklar, ne acılar, ne sevinçler, yaşandı, ne kavgalar edildi. Odanın içinde yürürken ahşap çıtır çıtır ediyor. Şöminesi var, 60’lardan kalma iki adet koltuk, cibinlikli bir yatak, perdeler el işi. Mini komedinin üzerinde gece lambası, odanın eskiliğini loş ışıkla aydınlatmaya çalışıyor. Duş ve klozet ve lavabo da odanın içinde! Herhangi bir ayrım yapılmamış. Kalın bir perde var sadece, kalın perde ne yapar ki? İlk başta tuhaf geliyor ama odanın içinde dolaştıkça ısınıyorum. Uykum nereye gitti? Kırkınca evlerini ve odamı keşfedeceğim derken kendisi beni terk etti. Her zamanki gibi yarını düşünerek, bol enerji lazım diyerek kitabımı açıp yatağıma giriyorum. Üç sayfa okuduktan sonra rüyadayım nasıl olsa.

Sabah 8! İrem ayakta, yağmur sekiyor taşlarla kaplanmış Şirince sokaklarında. Bavulumu açıp güne en uygun kıyafetimi giyiyorum. Kahvaltı binanın yanındaki küçük evde. Hava güzel olsa bahçede edeceğiz ama burası da güzel. Çeşit çeşit reçel var ev yapımı. Çay demleme, tavşan kanı. En güzeli de kızarmış ev ekmeği ve üzerine sürülmek üzere yapılmış olan ev salçası. En sevdiğim lezzetlerden biri, kızarmış ekmek ve salça. Kıtlıktan çıkmış gibi yiyorum. Tülin de kalkar kalkmaz bana eşlik ediyor. Rehberimizle randevumuz erken saatte. Günü kaçırmamak ve sonrasında da Efes’e gidebilmek için hızlı hareket etmemiz gerekiyor. Köyün yerlisi olan ve aynı zamanda Kırkınca Evlerinin de sahibi olan İlkan yakışıklı oğlu Bulut ile birlikte köyü gezerken bize eşlik ediyor. Köy çocuğu olduğum için çok uzak gelmese de turizm girdiği için her şey farklı Şirince’de. Restore edilmiş evler, avlularda pazarda satılmak üzere hazırlanmış erişteler, el işleri. Nitekim turist bol. Turist bol olunca çarşı bile oluşmuş. Şarap, zeytinyağı, el işi satan dükkanlar, kuyumcular, hatta dericiler bile var. Halk Nişanyanların tepede yaptırdıkları evler için şikayetçi, aslına uygun yapmışlar ve tipik Şirince mimarisini uygulamışlar ama var bir husumet. Aklıma geliyor Şirince’yi de Şirince yapan onlar değil mi? Yazdıkları kitaplarda, gazetelerde pek çok yerde yer alıp ün sahibi olmasını sağladılar. E böylelikle turist geldi köye. Köylü kızıyor belki onlara ama faydası da bol Nişanyanların…

Öğlene kadar köyü adamakıllı gezip, şarap alışverişimizi yaptıktan sonra arabaya atlayıp Efes’e gidiyoruz. Efes, Şirince arası zaten çok yakın. En son 13-14 yaşlarındayken Efes’i gezmiştim. Uzun zamandır da en büyük isteklerimden biriydi. Çünkü ben küçükken Yamaç Evler daha kazı aşamasındaydı, şimdi ise açıldı ve beni bekliyor görmem için. Müze girişinde 20 TL’ye kimliğinizi verip hemen müze kart sahibi olabiliyorsunuz. 1 yıl boyunca tüm Türkiye içinde pek çok müzede geçerli. Hazırlanması da çok kısa sürüyor. Kesinlikle edinin. Efes hem bildiğim Efes hem de ilk kez geziyormuş gibi heyecanlandırıyor beni. Turist bol burada da. Gurur duyuyorum ülkemle bol turist görünce. En son Kapadokya’da da aynı şeyi hissetmiştim. Brezilya’lı bir grup şaşkınlıkla geziyordu orada da. Taaa Brezilya’dan kalk ve Kapadokya’ya gel, takdire şayan. Efes de aynı şekilde, dünyadaki tüm milletlerden insan var sanki. Elimde fotoğraf makinem bir daha göremeyecekmişim gibi her detayı çekiyorum. Efes’i gezerken yanınızda bir rehberin olması şart. Yoksa anlamazsınız hiçbir şey. Her bölümün ayrı da hikayesi var. Onları dinlemek ve o zamanlarda yaşayan insanları anlamak daha kolay oluyor rehber desteği ile. Yamaç evler özel bir bölüm, giriş için ekstra ödeme yapıyorsunuz müze kart geçmiyor ama gitmişken kesinlikle girin gezin derim. O zamanı, ticareti, zenginliği daha da iyi kavrıyorsunuz.

Koca bir kent Efes. En az 3-4 saatiniz geçmeli Efes’te. Geçirmiyorsanız üstün körü bakmışsınız derim. Akabinde Selçuk merkezindeki Arkeoloji Müzesini de gezmelisiniz.

Biz ne yaptık, önce Selçuk’un meşhur çöp şişini midelerimize indirdik. Meryem Ana’ya çıkıp, meşhur suyundan içtik, kente inip Arkeoloji müzesini gezdik sonra İstanbul uçağına yetişmek için iki ayağımız bir pabuçta koşturduk. İstanbul daha ismi bile geçtiğinde bir telaş, hareket başlatıyor insanda. İyi mi kötü mü bilemedim? Ama gezimi çok sevdim.

 

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

There are 3 comments for this article
  1. Ata İsmet Özçelik at 13:19

    Aynı turu ben de bu yaz yaptım, gerçekten görülesi güzel yerler 🙂

  2. Anonymous at 10:31

    Sirince Hos Güzelde
    Eskiden Rumlar Döneminde Sarapcilik yapilmis
    ama simdi Sirkecilikten(Tek tük yerler haric) baska birsey yok tamamen ticari tasarlanmis yani milleti uyutmak kaziklamak icin.
    Sirince cirkinmi?? Hayir
    Ülkemizde Sirince gibi daha ne yerler var ama Onlarin neyazikki Nisanyan adinda bir Reklamcisi yok.
    Onun icin birileri hos güzel deyince hemen sazan gibi üzerine atlamayin, önce arastirin sorusturun.

    Simdi soracaksiniz Sen Nerden biliyorsun?
    Bir Örne:k
    Varsa bir Dostunuz Arkadasiniz Saraptan anlayan (Anladigini zanneden degil)
    Sarap 40 derece sicaklikta sebze-meyve gibi satis icin disarda bekletilince ne olur
    Ha bide Meyva saraplari var visne ahududu falan bunlara ne der bende bilemiyorum……

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir