En son ne yazdım?

Amerika’da alışveriş

Şimdi biraz tecrübe edinince hemen listelemek, hem ileride kendime lazım olursa hatırlamak, hem de benden sonra gelecek için yardımcı olmak adına mağaza ve markaları yazacağım. Amerika’ya ilk defa gelen biri olunca işte mazur görün arada beni. Amerika bir tüketim cenneti. Adamların süpermarketleri bile devasa, tuz reyonunda 50 çeşit tuz var ve çılgınlar gibi alışveriş ediyorlar.

Ayrıca Amerika’dan ne alınır sorusuna da bizde pahalı olan Amerikan markaları burada ucuz. Outlet ve indirim mağazalarında. Amerikalılar vitamin içmeye bayılıyorlar. Kimi çiğneme kimi sıvı kimi de tablet cinsi çeşit çeşit, kocaman kutularda vitaminler alınabilir. GNC’ye girmeye hiç gerek yok. Wallgreens‘lerin birçoğu 24 saat açık. CVS de Wallgreens benzeri bir marka. Bir de Target var. Onun da ilaç, vitamin bölümü oldukça güçlü. Costco isminde bizdeki Metro benzeri süper markette de yine devasa bir vitamin reyonu var.

Mağazalarda tekstil ürünlerinde “Clearance” yazan alanları daha da dikkatli incelemek lazım fiyatlar o bölümlerde daha da uygun. Ama başınızın dönmesine hazır olun. Zira reyonlar çok karışık.

A TJ Maxx store stands in Morton Grove, Illinois, U.S., on Saturday, Aug. 13, 2011. TJX Companies Inc., the apparel and home fashion retailer, is expected to announce quarterly earnings on Aug. 16. Photographer: Tim Boyle/Bloomberg via Getty Images

MARSHALL’S – TJ- MAXX

Her ikisi de farklı markalar olmak ile birlikte konseptleri aynı. Saatler geçer içeride. Belirli bir süre sonra baş dönmesi, mide bulantısı olabilir. Kabinlere maksimum 10 parça ile girilebiliyor. Amerikan markalarında özellikle indirimli rakamlara denk gelmek mümkün. Tommy, Ralph Lauren, CK gibi. Bir de arada şahane tasarım ürünler bulunuyor. Bol bol eşelemek gerekiyor. Her şubede farklı ürünler, her hafta yenilenen ürünler var. Vakit varsa ara ara girmekte fayda var.

MACY’S – NORDSTROM

Bol markalı bizim Boynerler tadında en meşhur alışveriş noktalarından. İkisi de ayrı marka bu arada. Yine zincir mağazalar. Güzel mi? Güzel.

JERSEY GARDEN – OUTLET

Bizim kapalı alışveriş merkezleri gibi, içinde pek çok markanın outlet mağazası var. Hafta sonları oldukça kalabalık. Hoş hafta içleri de öyle.

Ben Victoria’s Secret mağazasında 45 dakika kasa kuyruğu bekledim. Pek çok şeyi de denemeden aldım. Belirli bir süre sonra mağaza kapılarını kapattı. Çünkü içerisi inanılmaz kalabalık olmuştu. Bu arada rakamların komikliğini anlatamam. 2 -3-5-8-10 dolar civarında 🙂

WOODBURY OUTLET

New York’a 1 saat mesafede, şehir içinden otobüslerin ya da otellerin turlarının olduğu premium bir outlet. Pek çok marka var içeride. Nike, New Balance, Under Armour, CK, Ralph Lauren, Columbia, North Face, Tommy Hilfiger, Clarks, Nine West Fossil, Keneth Cole gibi Amerikan ve dünya markalarının outlet mağazaları var.

Bazı mağazalarda hah şahane bir şey buldum diyorsun hoop numarası ya da bedeni kalmamış oluyor. Benim şansıma bir de gittiğimiz gün hava soğuk ve yağışlıydı, pek keyifli bir alışveriş olduğunu söyleyemem.

Girişte ana bina içinde kayıt yaptırıp, indirim kuponu almakta fayda var. Çünkü bazı mağazalarda belirli bir rakamın üzerine çıkınca ekstra indirim almak mümkün. İçeride bolca Türkçe konuşana da denk geliyor insan. Zira Amerika’ya her gelen Türk’ün uğradığı bir yermiş, sonradan öğreniyorum.

Ben neler aldım? Columbia‘dan güzel bir alışveriş yaptım, 20 dolara polarlar, şortlar aldım. New Balance’da çocuk bedeninde 36 numara ayakkabıyı oldukça uygun fiyata aldım. Bir de ikinci üründe yüzde elli indirim vardı. 2 ayakkabı ile çıktım oradan da. Guess’te 20 dolara yaz için nefis iki sandalet buldum. Calvin Klein‘de rengine hasta olduğum iki polo yaka tişörte 30 dolar ödedim. Evet 3 ile çarpınca tekstil ürünü olarak ucuz olmasa da, marka bir ürünü ortalama bir fiyata almış oldum burada. Bir de tatmin söz konusu.

20160613_101300
Aldıklarımın bir kısmı. Bu fotoğrafı alışverişimin yarısında çekmiştim, bir o kadar daha var şu an, belki fazlası hatta…

Nike Air Force modeli 38 dolara aldım, 60 yazıyordu, ben ona da razı iken kasada ne olduğunu anlamadığım başka bir indirimle daha karşılaştım. Anneme, ablama, sevgilime de sürprizli hediyelerle ve tabi bunları taşımak için ekstra bavulla Türkiye’ye dönüyor olacağım. Kredi kartlarımla artık dönüşte nasıl bir ilişkim olacak göreceğiz:)

20160614_115502

Kendime aldığım en güzel hediye ise bir Fitbit saat oldu. Saat değil aslında akıllı giyeceklerden. Uykuyu, adımı, kaloriyi, gün içinde yapılan egzersizi sayan ve motive eden, renkli kayışları ile en sevdiğim oldu kendisi. Öpüjem birazdan onu. Üstüne bir de Amazon’dan farklı renklerde kayışlar aldım. Misss.

New York Mahalleleri – 3

Gelmeden önce onlarca tavsiye aldım elbette. Herkes kendi sevdiği, beğendiğini önerdi New York’ta yaşamam, görmem için.

20160606_150150

Arkadaşım Gonca’nın bak sakın atlama dediklerini yapma günü ilan ediyorum bugünü.

New Jersey’den yine trenle New York Penn Station‘a gelip, oradan da metro ile istikamet Hudson caddesi üzerinden West Village bölgesini kafama göre gezmek.  Kafama göre derken, semt olarak önceliğim TribecaChelsea, Greenwich bölgesi hatta yeniden Penn Station’a geri yürüyecek kadar gezmek, gezmek, gezmek. Bloklar arası hafif esen rüzgar da güneşin baskısını hafifleterek, yürüyüşümü kolaylaştırıyor.

20160606_152830

Elimde telefonumda yine maps.me açık. Ara ara bakıyorum, beğendiğim yerleri de işaretliyorum. Hem ileride lazım olur hem de bu yazıyı yazarken de faydalanıyorum. Hudson Avenue oldukça sakin, birkaç nezih restoran önünden geçerek yürümeye devam ediyorum. Bolca  tasarım dükkanları da var bu cadde üzerinde. Genel profil New York merkeze göre farklı, hoş burası da merkez sayılır, ama meşhur caddelerden farklı insanları görüyorum.

20160606_153903

Gözüme kestirdiğim ara sokaklarda dolaşırken hah işte görmek istediğim binalar bunlar diyorum. Çok geniş olmayan sokaklar, kırmızı binalar ve hepsinin önünde Sex And The City dizisindeki evin merdivenleri. A- a e ben zaten o dizinin çekildiği sokaklarda geziyormuşum! Bleecker Street’ten Perry Street’e sapınca dizinin baş kahramanının evinin önünden geçiyorum. Pek çok kişi fotoğraf çekiyor o bölgede. Az da olsa turist var benim gibi. Birkaç sokak öteden mis gibi kokular geliyor, köşede ünlü fırın zinciri Maison Kayser varmış meğer.

20160606_145946

Arada nefis kafeler var, ha şurada ha burada oturayım derken ben sanırım 5-6 km kadar yol yapmış oluyorum. Greenwich street de New York’un popüler caddelerinden biri. Gir çık gir çık derken pilim bitmek üzere. Sadece ilgimi çeken sokaklara girmek gibisi var mı? Yok sanırım.

20160606_153507

Bu bol yürüyüşlü günü bir de alışveriş ile taçlandırsam mı?

20160606_160558

Aslında New Jersey Summit istasyonuna bisikletle gelmiştim, oradan eve yine bisikletle döneceğim için çok bir şey almasam iyi olur. 6th Avenue üzerinde bir TJ-Maxx görüyorum, altında da Marshall’s var. Bu iki marka içinde bol çeşit ile Amerikan ürünlerini ve bazı tasarım ürünleri oldukça uygun fiyata satıyor. İçeride tekstik, kozmetik, spor envai çeşit ürün bulunuyor. Ralph Lauren ya da Calvin Klein tişortü 15 dolara almak mümkün. Ben de kendimi frenleyerek tadımlık bir alışveriş yapıyorum. Bisikleti bahane ederek, nasıl taşıyacağım derdi ile hevesim kursağımda kalıyor ama olsun, önümüzdeki günlerde New York’a 1 saat mesafedeki Woodbury Outlet’e gitme planımız var. Bir de tabi doların TL olarak hesabı da can sıkmıyor değil. Alışverişi örseleyen bir durum.

20160606_160536

Bu yazıyı yazdığım gün Wodburry hikayemizi de tamamlamış oluyoruz. Bu ülkeye gelmeden önce “amaaaan sadece ihtiyacım olan şeyleri alırım, başka da almam” dediğimi yalamış yutmuş olduğumu üzülerek belirtmek isterim.

Hep aynı hikaye “ama bunlar Türkiye’de şu kadar pahalı, ay burada çok uygun at sepete!”

 

New York Mahalleleri -2

Hoboken

Bugün çocukluk arkadaşım İlke ve eşi Allan ile buluşuyorum. 5 yılı aşkın zamandır New York’ta yaşıyorlar ve bir bilen ile gezmek elbette başka oluyor.

20160604_143411

Arabada sohbet ede ede önce Manhattan karşısında yer alan, New Jersey eyalatine bağlı genç mi genç, hareketli mi hareketli bir mahalle. Gündüz manzarası pek güzel, gece kim bilir nasıldır? Tahmin etmeye çalışıyorum, en iyisi gece de gidip görmeli.

20160604_150843

Sahil boyunca yürüyoruz, bolca bisikletli, kaykaylı, eskinin efsane bisikleti BMX grupları geçiyor yanımızdan. Bisikletlilerin hepsi benle ya da benden büyük yaştalar, herhalde bir özel topluluktu diye düşünüyorum. Gerçek BMX fanları:)

Hoboken sahilinde bir de gelinler, damatlar, nedimeler, nedimler…:)

20160604_143501

Bayıldığım Frank Sinatra da Hoboken’da doğmuş ve yaşamış.

Hoboken’in evleri nefis, manzarası öyle böyle değil, barları, kafeleri ve New York’a yakınlığı ile inanılmaz keyifli bir yerleşim yeri.

20160604_154648
Modelo klasik bir Meksika birası, güzeldi

Biz sokaklar arasında dolaştıktan sonra öğle yemeği için yine efsane manzaraya sahip Meksika restoranı Charrito’s’u seçiyoruz. İlke’lerin daha evvelden de gelip bildiği yer olduğu için ben kendimi onlara teslim ediyorum gün boyunca.

20160604_192147

İlk servis edilen tacos için avokado sosunu masada, kendi zevkimize göre hazırlatmak mümkün. Acı koymasınlar, lime’ı bol olsun, soğan olmazsa olmaz. Sadece bu sosla bile doyarım ben. Sonrasında gelen, seçtiğim yemek çok çok şahane olmasa da o taze sosun tadı damağımda kalıyor. Manzaranın da öyle.

20160604_153746

Yemek sonrası kuzeye doğru Hudson nehri kenarından ilerliyoruz. Pek çok manzara noktası var Manhattan adasına bakabileceğimiz şekilde. Fakat o ne, kara bulutlar yaklaşıyor. Hava durumu yağış göstermemiş olsa da New York böyle işte, bir anda değişebiliyor. Washington köprüsünden Manhattan’a geçip, önce Harlem bölgesinde arabayla dolaşıyoruz. Daha sonra Columbia Üniversitesi ve yine üniversiteye bağlı binalar, aralardaki parklar, yağmurdan sıçana dönmüş insanlar görüyoruz.

20160604_180737

Ha durdu ha duracak derken maalesef yağmur bizim günümüzün diğer yarısını işgal ediyor. Tüm planlarımızı değiştiriyor. Araba ile şehir içinde, 5.caddede trafikte sıkışıp kalıyoruz uzunca bir süre. Akşam olacak neredeyse, kaçış yolu bulup New Jersey’e doğru geri dönüyoruz.

Olsun şikayetçi değilim, en azından yön karmaşama son vermiş oluyorum bu gezi ile. Semtler ve kuzey güney oturuyor kafamda…

New York mahalleleri – 1

Bu sefer erken bir trenle şehre de erken bir saatte iniyorum. Hava sıcak, tipik Amerika’ya gelmiş bir turist kıvamında, spor pabucum, şortum, çantamda suyum, elimde telefonum haritam açık. Hala kağıt bir harita edinmedim, yedek bataryam da yanımda. Şarj biterse diye tedbirliyim ki günün yarısı olmadan bitecek zaten. Bu seyahat nedense hep hedefsiz başladığım günlerle geçiyor. Tamam trenden indim. Nereye gideceğim? Eskiden gün gün plan yapan İrem nerede? Diyorum ki kendime dur biraz, telefonunu çantana at, bir yudum su iç ve başla yürümeye, hangi sokağa girmek istersen gir, hislerin seni gezdirsin, aklın değil.

20160602_111156

20160602_115507

Nitekim öyle oluyor, biraz yürüdükten sonra metroya inip makineden 20 dolarlık bir metro kartı alıyorum. Tek geçiş 2,75. Belki haftalık kartlar da vardır ancak benim hangi gün şehre ineceğim belli olmadığı için neyse diyorum. Bindikçe bakarım duruma göre. Günün sonu için ipucu vereyim, deli gibi yürüdüm sadece 2 kez metro kullandım. Metro için de iki aplikasyon indirdim, biri Subway Map:NY, diğeri ise My Transit Maps. Her ikisinin de Apple ve Android versiyonları var. Hala tam emin değilim hangisi daha efektif çalışıyor. Bugün yine çıkacağım, yazıyı düzenlerim yeniden. (Güncelleme My Transit Maps, haritaları offline sunuyor, ancak işlem yapmak isterseniz internet ihtiyacı doğuyor. Subway Map ise sadece görsel, harita, detaylı semtler de var. Hangisi kolayınıza gelirse.)

Bir de Google Maps var tabi. Alışkın olan onu kullanır:)

20160602_114815

9/11 Memorial Alanı ve Wall Street

Metroya indiğimde, bindiğim tren hala nereye gideceğini bilmeyen biri için birkaç durak sonrası olan 11 Eylül saldırısı ile Dünya Ticaret Merkezi binalarının anma alanı oluyor. Çok da iyi oluyor. Çünkü gerçekten görülmesi gereken bir yer. İki koca binaya ait alana dev iki havuz yapılmış. Görünce insan manasını hissediyor. Bölgede doğal olarak bolca turist var. Ben iki alanı da tavaf ettikten sonra haritamda yakında ne var diye bakıyorum. Wall Street birkaç yüz metre uzaklıkta. Haydi bir de gidip o bölge görülmeli.

20160602_111620
Dünya Ticaret Merkezi “9/11 Memorial”

Elimle koymuş gibi buluyorum ki zaten çok zor da değil, biraz da kalabalığı takip edince zaten turist olarak istediğine ulaşmak çok zor değil. O bölgede de birkaç sokak dolaşıp, Sarar mağazasına bir selam çaktıktan sonra sahile ne kadar yaklaştığımı anlıyorum.

20160602_115337
Wall Street

Yine yürüme mesafesinde Özgürlük Anıtı’na giden teknelerin kalktığı alana geliyorum. Hava sıcak, gölgeden gölgeden yürüyerek düşünüyorum, özgürlük anıtına gitsem mi gitmesem mi diye. Hava öğlen sıcağı. Yok diyorum. Baktığım açı bana Karaköy iskelesinin yanından Kadıköy, Harem, Kız kulesini görüyormuşum gibi anımsatıyor. İlginç geliyor o görüntü. Sanki daha evvel görmüşüm, orada bulunmuşum gibi.

20160602_120843
Uzakta bir Özgürlük Anıtı

Gitmiyorum Özgürlük Anıtı’na, ne yalan söyleyeyim beni çok cezbetmiyor da. Belki dünyanın en turistik anıtı, herkesin ezbere bildiği bir yer fotoğraflarından. Ama Rio De Janerio’daki Hz. İsa’nın heykeli değil, sanırım orası çok daha etkileyicidir. Gitmedim, gidenlerin hislerini gördüm sadece.

20160602_114815

Gördüğüm ilk Starbucks’tan soğuk bir kahve ve mini sandviç alarak, biraz da internet kullanımı ile serinliyor, akabinde yola devam ediyorum. Sahilden yürüdüğümde o kadar çok helikopter görüyorum ki New York’un üzerinde tur yapıyorlar. Biri iniyor biri kalkıyor.

20160602_121240

Brooklyn Köprüsü‘ne çok yakınım. Yoruluyorum aslında ancak yürümeye devam. Bir an köprüye çıksam mı diyorum ancak güneş tepede yanmasam daha iyi. Hedefimde Chinatown ve Little İtaly var.

20160602_132342
Chinatown

Chinatown

Metroya insem derken bir polise soruyorum Chinatown nerede diye, gelmişsin bile diyor. Sağa sap göreceksin dediğinde karşılaştığım manzara, mahallenin büyüklüğü ve herkesin Çinli olması beni şok ediyor.

20160602_132720

Olsa olsa 2-3 sokaktır dediğim alan Çin’den biraz ufak neredeyse. Herkes Çinli, kızı 100 yaşında olan kadınlar sokaklarda. Kendilerine özgü yerel lezzetleri satan manavlar, deniz mahsulleri satan dükkanlar ve kokuları biraz beni huzursuz etse de çok farklı bir deneyim olduğu için, dolaşmaya, istediğim sokağa girip çıkmaya devam ediyorum. Global bankaların bile tabelalarının Çince olduğu bu mahallede bir tek pirinç tarlaları eksik! Yani o kadar Çin!

20160602_132659-01

New York’a gelen herkesin görmesi gereken bir mahalle Chinatown. Birkaç meşhur Çin mantısı yapan yer varmış ancak karnım tok olduğu için ben fotoğraf çekmekten başka bir şey yapmıyorum.

Little İtaly

Chinatown’a çok yakın olan Mulberry Caddesi’nde Little İtaly başlıyor. Ne yalan söyleyeyim hiç etkilenmedim. Tamamen turistik olmuş restoranlar. Yaz kış yılbaşı süsleri satan kocaman bir mağazaya giriyorum, sahipleri Türk çıkıyor.

20160602_134705
Little İtaly

Oradan hadi bir yerde soluklanayım bir şeyler içeyim diyorum, kolunda Kemal Atatürk dövmesi olan gence direkt Türkçe sipariş veriyorum. Hafif bir içki ile biraz dinlenip yürümeye devam ediyorum. Küçük bir cadde ve bolca İtalyan restoranı var ama bir Çin mahallesi kadar etkileyici değil. Belki içlerinde iyi şeflerin çalıştığı şahane makarnalar, yemekler yapan yerler vardır. Araştırmak lazım gitmeden evvel.

20160602_145202
Soho

Vee Soho

Ne kadar yürüdüğümün farkında değilim ama herhalde en az 15 km olmuştur. Soho tekrar tekrar gidilecek bir mahalle. Filmlerden bildiğimiz, kırmızı apartmanlar, bolca bohem kafe, marka mağazalar. Gençler, tasarım dükkanları… Akşamı edene kadar dolaşıyorum Soho’da, evde yattığım yeri bilmeyeceğim, buna eminim.

20160602_145558-01
Soho

Bugün de spesifik nokta atışı değil, rüzgar aklıma göre gezdiğim bir gün oluyor. Şu an bir restoran, mağaza aman kaçırmayın diyebileceğim bir şey yok. Edindiğim izlenim şu istediğiniz sokağa, girmek istediğiniz kafeye, restorana, mağazaya girin çıkın benim gibi. Zaten asıl mutluluk orada. Özgür olmakta…

Yarın Hoboken, fırtınalı, bol yağmurlu bir New York var…

Uçak korkumla vedalaştım

2 hafta önce kimine göre panik atak krizi, kimine göre ciddi bir bağırsak enfeksiyonu üstüne idrar yolları enfeksiyonu. Bana göre ne oldu bilmiyorum. Bir tufan sağlığımı darmadağın etti. Bir ton ilaç, yan etkisi bol antibiyotikler.

Neymiş efendim. Yalnızlık hissi, çaresizlik, aşırı kaygı. Kaybetme korkusu. Özde olanlar.

İlk paragraf doktorlara ait. Evet kan sonuçlarında çıktı bir şeyler. Tencereye bakmadan ısıttığım kabak dolması bozuktu ve beni zehirledi.

İkinci paragraf tamamen bana ait.

20160524_122225

Ne öğrendik bağırsak ile beyin arasında nasıl ciddi ve sıkı bir ilişki olduğunu. Bağırsakta bolca sinir var ve bozulduğunda beyne de etki ediyor. Domino taşı gibi.

İyileşme süreci sancılı, ağrılı ve depresif geçince soluğu psikiyatrda aldım. Dedim “Bu ses tonu bu konuşma tarzı benim değil. Ben capcanlı hayata dönük biriyim”.

Adam profesyonel ve şu ana kadar gördüğüm en iyi doktorlardan biri. Anlattım kafamdaki her şeyi. Beni izliyor, ara ara lafa giriyor. Netim, içimdeki de net, saklama, yansıtma, uyarlama yok. İrem ne hissetti, ne yaptı ne etti hepsi ortada.

20160524_213343

Teşhis belli. Babamın ölümünden sonra uzunca süre dik durup, her işi halletme çabasında kendimi kırınca, kafayı da hafif kırmışım o arada. Doktor gülümsüyor. “O kadar normal bir şey ki yaşadığın. Mükemmelliyetçi ve güçlü karakterler arada yaşar bunu” diyor.

Al sana ben. Sevineyim  mi üzüleyim mi? Belirli bir süre sonra da böyle çıkar diyor.

İlaç almalıyım. Beyin kimyamdaki sıvılar, hormonlar her ne varsa bana özel olan formülü  kaybetmiş, dengeler bozulmuş. Takviye şart. Grip gibi düşünün.

20160524_153839
Yasemin’in tavsiyesi Küçük Pembe Mutluluk Kitabı’m

Doktora diyorum “Nihat bey benim haftaya Amerika seyahatim var ve ben gidebileceğimi sanmıyorum.”

Gülümsüyor, “Seni oraya göndereceğiz, için rahat olsun 1 haftada toparlanacaksın ve gideceksin.”

Uçaktayım. 7 gün içinde Allah razı olsun annemden. Kaybettiğim kiloları, mineralli, vitaminleri almam için elinden ne geliyorsa yaptı. Ablam olanca neşesi ile beni hayata döndürmek için uğraştı. Sonra da ulen çatlak 1 haftada toparladık kafayı da diye dalga geçti.  Hem dostum hem de NLP konusunda birkaç aydır yoldaşlık yaptığım Yasemin dışarıdan çerçeveyi net görüp bana bir şeyler söyledi durdu. Farklı teknikler uyguladı. Emekleri muhteşemdi. Baştan itibaren uçak korkum olduğuna inanmadı. Kendime dışarıdan bakmam için tüm uzmanlığını bana aktardı. Şu an uçaktayım. Son derece huzurluyum. Bilgisayarımı açtım bu yazıyı yazıyorum. New York’a daha 8 saat var. Olsun varsın. Ben planlıyım. Yemek, film, uyku gibi oyalanmalar ile geçireceğim o zamanı.

20160524_171630

Sevgilim, “erkektir anlamaz” dedim, anlamasını da beklemedim. İnanılmaz olgunlukla İrem’im çok normal, rahat bırak kendini, üzme tatlı canını. Güzel günlerimiz ileride, bu da geçecek dedi.

Ben elbette bu arada çok düşündüm, çok sorguladım. Önce iyileşemeyeceğimi, sonra babama olan özlemimi, kaybımın büyüklüğü ile içinden çıkamayacağımı. Hayat bitti sanki, bitmedi ise de bundan sonrası pek tatsız. Amaçsız kaldım.

Uçaktayım şu an. Kaybım büyük, ertelediğim bir yasımı yaşıyorum aynı zamanda. Ancak bu seyahat benim mükafatım da. Babamın hastalığı 5.5 yıl, ölüm sonrasında geçen 1,5 yılı eklersen 7 yıl. Neler oldu bitti, pek çok şey geçti.

İnsan kendini hasta edebildiği kadar iyileştirebiliyor da. İkisini de gördüm son 3 haftada.

İnanın, önce kendinize inanın.

Biriktirdiğim tüm korkuları, huzursuzlukları attım. Yeni bir ben oldum. Dibi gördüm ama yukarı çıkabilen İrem’i de gördüm.

Ha bu arada uçaktan korkmuyormuşum. Korkum kendimdenmiş.

20160525_092032
Yazıyı uçakta yazdım ama o an internet gitti geldi, yayına aldığım an şu an…

Gelibolu Milli Parkı

Bu kaçıncı kim bilir?

En son geçen sene, ondan evvel Bozcaada dönüşü, ondan evvel üniversitede İstanbul Liselileri anmak için sabahladığım bir Gelibolu macerası, ondan önce İntepe Gençlik Kampı’ndan günlük gezi, ondan öncesi de var sanırım.

Olsun, Gelibolu her zaman kıymetli, her zaman tamam dediğim bir rota.

20160416_093958

Rota, gezi kelimelerini kullanmasam iyi ederim, zira gezmeye değil, ziyarete gidilen bir coğrafya Gelibolu yarımadası. Sınırlarına girdiğim anda tüm duyularım farklılaşıyor, hassaslaşıyor. Gözde bir damla yaş hazır bekliyor. Döküldü dökülecek.

Gelelim bu ziyaretin hikayesine.

20160416_172218

Sabaha karşı 3 gibi yola çıkıyoruz. Uyusam ne şahane olur diyorum. Genelde yolculuklarda huysuzum. Uyku bana uzak ama bu sefer sanki bir şeyler olmuş, değiştim mi ne? İstanbul’da gözümü kapıyorum, Tekirdağ’da molada açıyorum. Sonra hayatımda, resim hafızamda en önemli yerlere sahip iki noktada daha açıyorum. Bu tabi çok enteresan. İnsan beyni ne tuhaf dedirtiyor bana. Biri tam Koru dağından aşağı inerken Saroz Körfezi’nin kara ile buluştuğu nokta. Öndeki minik adalar, aslında isimleri “Üç Adalar” olarak geçse de babam onlara kulak, kepçe, kaşık derdi. Çocukluğumda Edirne’den sabahın köründe İzmir için yola çıkılır, Uzunköprü’den alınan simitler ya arabada yenir ya da Gelibolu’da feribota kadar saklanır. Keşan’ı geçtikten sonra da denize ilk merhaba dediğimiz, bizi, çocukları en çok heyecanlandıran yerdi Koru dağı. Belki de yolda sıkılıp arıza çıkarmayalım diye babam ve annemin bizi oyalama taktiğiydi. Denizi göreceğiz diye heyecanla bekleme başlar araba içinde yol alırken.

20160416_111851

Uyandığım ikinci yer ise Güneyli köyü hizası. Orada bir benzinlik vardı ben çocukken. Tuvalet ihtiyacı bahanesi ile orada durup aşağıdaki küçük koyda yer alan balıkçı köyüne bakardık. Sakin, huzurlu bir yaşam, görmediğimiz insanların orada çok mutlu bir yaşam sürdüklerini mi hayal ederdik acaba? Oraya bakınca biz de çok mutlu olurduk, yukarı esen rüzgar bize getirirdi o huzuru sanki. Çocukluk işte. Sonrası Gelibolu, erken saatler, vapur sevdası. Arabadan hemen inme telaşı.

İşte beynim bana yaptı bir numara, onca saat sen uyu sonra zınk diye iki özel yerde uyan…

Geçmiş, güzel anılarla kaplı. Babamın kaybından sonra her ne kadar bir tül perdesi girse de araya, özlem çok daha derinleşiyor.

20160416_092430
Çay molası Havuzlar Cafe’de. Denize karşı, ağaç gölgesinde

Gelibolu’dan bizim günümüzün daha da anlamlı geçmesini sağlayan rehberimiz Aykut beyi aracımıza alıyoruz ve resmi olarak ziyaretimiz başlıyor. Sırasıyla Kilitbahir’den geçerek; Seyit Onbaşı Tabyası, Abide, Seddülbahir Köyü, Morto Koyu, Kabatepe’de bulunan Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Anafartalar, Anzac Koyu,  Büyük Anafarta, Küçük Anafarta derken gün bitiyor bile nasıl geçtiğini anlamadan.

DSC05958

Seyit Onbaşı Tabyası’ndayken Müzenin Kahvesi‘ni görüyorum. En sevdiğim, başarılı projelerden biri. Bilkent Kültür Girişimi’ne ait. Etraf öyle kalabalık, o kadar çok otobüs var ki, hem geçen sene çok yakın bir zamanda burada olduğum için ben en iyisi mi bir kahve içeyim gruptan ayrılarak diyorum. Dünya küçük, bundan 2 yaz önce yaptığım Yunan adaları gezisinde bize eşlik eden rehberimiz Murat ile karşılaşıyorum. Gemileri bırakmış, Gelibolu ve Çanakkale turları için çalışıyormuş. Hal hatır faslından sonra bu ne kalabalık yahu diyorum. Murat’ın o gün birlikte olduğu grup taa Manisa’nın bir köyünden gelmiş. Kuran kursu hocası ve köylüler. Gelir gelmez demişler ki rehber bey bize öyle hikayeler anlat ki ağlayalım. Murat da tabi cevabını vermiş, buraya geldiğiniz an kendiliğinizden ağlamıyorsanız ben bir şey yapamam demiş. Hakikaten doğru, orada, o bölgede öyle bir ruhani hava var ki etkilenmemek, gözleri yaşlı dolaşmamak mümkün değil.

20160416_174225

Bundan 13-14 yıl önce bir gazete Abide, şehitler anıtı için “Türklerin Kabesi” yazınca, algı değişmiş ve ziyarete gelen sayısı inanılmaz artmış. Sevindirici bir şey elbette ancak burada doğru bilgileri paylaşan rehberler önem kazanıyor. Yoksa bir grup sadece gökten yardımla bu işin başarıldığına inanıyor. Oysa akıl burada en önemli faktör. İmanı göz ardı edemeyiz elbette ama sayıca az, edevat itibari ile güçsüzsün. Askeri dehaya sahip kişiler ki burada bu kişinin kim olduğu aşikâr. Askeri deha, millet olmanın, tek yürek olmanın ve aklın başarısı Çanakkale Zaferi.

20160416_105910

Şehitliklerin kimisi simgesel, kimi ise gerçekten kahramanların yattığı yer, bilinenlerin elbette. Abide alanında yer alan ve 60 bin kişinin isminin yer aldığı şehitlik simgesel mesela. 57. Alay da öyle. Tarihe göre 250 bin kişi bu savaşta hayatını kaybetmiş. İnanılmaz bir rakam. Düşman kuvvetlerinden de bir o kadar.

DSC05764

Bir de Anzac’lar var. Her yılın Nisan ayının 25’inde on binler gelip, şafak ayini ile atalarını anıyorlar. Dünyanın bir ucundan buraya geliyor olmaları çok ilginç. Bizim kolaylıkla anlayabileceğimiz bir şey değil. İngiliz hükumetinin çağrısı ile savaşa katılıyorlar. Bir görüyorlar ki İngilizler başka kendileri başka. Millet olma bilincinin temelleri onlar için dünyanın bambaşka bir toprağında, başka bir ulusun memleketinde  atılıyor. O nedenle binlerce kilometre kat edip geliyorlar ve Yeni Zellanda’da da en önemli gün olarak anılıyor.

20160416_151440

Gezinin her bölümü benim için başka güzel Kabatepe’deki Çanakkale Destan Tanıtım Merkezi haricinde. Tamam tesis olarak güzel, etkileyici. Ben içerideki savaşı anlatan simülasyona takığım. Savaşın tarihini anlatan ve eminim milyon dolar harcanarak yapılan bu işte 3 yerde Atatürk’ün adı silik olarak geçiyor ve son salonda, 11. salon oluyor, tamamen şu anki hükumetin reklamı yapılıyor. İşte orası siyaset mecrası değil, orası beyin yıkama yeri değil. O nedenle ben bu sefer girmiyorum, gerekli görmüyorum kendim için.

20160416_144719

Dışarıda Nisan güneşinin kemiklerimi ısıtmasını istiyorum, günün ikinci kahvesini elime alarak. Issız bir bank seçip ayakkabılarımı çıkartıyorum. Üstümden uçaklar geçiyor 5 dakika arayla. Kimi İstanbul için alçalıyor kimi daha da uzaklara gidiyor belli ki. 1 saat boyunca kuş sesleri, baharın uyanışını dinliyorum. İçim huzur, içim mutlu.

DSC05817
Antur ile “Bi’ Dolu Gezi” katılımcıları

Tüm dünyadan, dertlerden uzaklaştırıyor bu gezi beni. Siz de gidin, ilk defa ya da kaçıncı kez olursa olsun gidin. Başka bir gün yaşayın orada. Mümkünse hafta içi gidin. İyi bir rehber bulun, hatta Murat ile görüşmek isterseniz bana yazın, iletişim bilgilerini paylaşayım sizinle.

Ama muhakkak gidin, çocuklarınızı, annenizi babanızı götürün. Dönüşte Eceabat merkezde bulunan Suvla’nın satış mağazasına da uğrarsınız, oh rozeler, kırmızılar, beyazlar çantaya…

 

Café Tur’dan Yeni Nesil Bir Özellik!

Arkadaşlarım, ailem bana sürekli İrem bizi bir yere götür, İrem uçak bileti baksana, İrem hadi sen biliyorsun bu işleri, sen araştır da gidelim bir yerlere diyorlar. Seve seve diyorum ancak belirli bir süre sonra üzerimde bir ağırlık, sorumluluk oluyor. Café Tur beni ve benim gibileri duymuş olacak ki şahane bir özellik geliştirmişler.

Nasıl mı?
365 gün boyunca kişi sayısına bağlı olmadan bir tur paketi özgürlüğü! Öğrendim ve hemen paylaşmak istedim. Nedir bu derseniz hızlıca anlatmak istiyorum. Bu müthiş bir şey çünkü benim gibi münferit gezip biletle ayrı, otelle ayrı uğraşıp belirli bir süre sonra ayyy bıktım, yoruldum, kafam karıştı, acaba o otel değil de bu mu olsaydı, acaba diğeri daha mı ucuzdur diye 1500 sitede ayrı ayrı gezmek yerine ve keşke biri benim yerime bunu yapsın artık demiyeceğim bir kolaylık Café Tur’dan “ geliyor, sesimizi birileri duymuş oluyor:)

Bu yeni özellik,
• Dünyada ve Türkiye’de ilk
• Yalnızca belirli bir tarih aralığında değil ne zaman tura başlamak ve bitirmek istersen, senin turun o zaman.
• Kontenjanla sınırlı değil. Başkaları da aynı turu satın alsın da kontenjan dolsun diye beklemeye gerek yok.
• Sadece belirli şehirlere, bölgelere değil, 340+ destinasyona tur planlama imkanın var.
• 2 gece ile 15 gece arası tur planlayabilmek mümkün.
• % 100 Online ve eş zamanlı rezervasyon, şahane!
• 365 gün kesin hareketli, en sevdiğim! İster hafta içi başlatırım turu, ister hafta sonu.
• 104.000 üzerinde otel ve 260’a yakın hava yolu firmasıyla birlikte 750 bin’in üzerinde farklı tur alternatifi mevcut.
• Bu yeni nesil özellikle sınırlama olmadan, 365 gün boyunca; uçuş saatinden, otele, gideceği hava limanından, döneceği hava limanına, transferinden, rehberlik hizmetine kadar sunulan sınırsız alternatif arasından, bütünüyle kişiye özel oluşturulabilecek bir yurt dışı seyahatini deneyimlemiş oluyor.

Tabi bunu online yapıyor olmak, istediğin saatte, istediğin yerde gerçekleştirmek, evde kahve içerken ya da iş yerinde molada. Teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanmak lazım öyle değil mi?

CafeTurLogo

Café Tur ’un bu özelliğini incelerken en sevdiklerimden biri de şu oldu; seyahat için belirli tatil günlerine takılıp kalmamak. 19 Mayıs’mış, 23 Nisan’mış hava alanlarındaki kalabalıklarla eziyet çekmeden, kendime özel turu bir profesyonel gibi planlarım. Tabi isteyen 19 Mayıs’larda da hafta sonu ile birleşmesi mümkün ise 180 ülkeye, istediği programı yapabilir, ben kendime özelden yanayım hep:)
Şimdi siteye girip dolanırken ister Avrupa turları olarak kategorilerde gezebilir, ister Asya, Amerika, Afrika, sık sık da tatil fırsatları bölümünü kontrol etmekte fayda var, zira bazen inanılmaz rakamlara turlar çıkabiliyor, kaçırmamak lazım! Ayrıca site üzerinden uçak bileti almak da mümkün ya da erken rezervasyon yapmak.

Şimdi benim aklımda bir yer var mesela, yazıyı bitirir bitirmez geçeceğim yeni seyahatimi Café Tur aracılığı ile planlamaya. Fırsatlara da bir göz atacağım, her an bir sürpriz çıkabilir karşıma!

Ayrıca yeni önerilere de her zaman açığım, varsa fikriniz, yorumlarda buluşabiliriz. 🙂

Café Tur kimdir, nedir derseniz biraz firmadan da bahsetmek isterim: Café Tur, Fransız orijinli bir seyahat ve tatil firması. 2000 yılından beri sektörde hizmet veriyorlar. 16 yıldır Café Tur ismiyle Fransa başta olmak üzere dünyanın pek çok tatil noktasına tur organizasyonları gerçekleştiriyorlar. Teknolojiyi de en iyi ve faydalı şekilde kullanarak yukarıda bahsettiğim gibi, zamanla yarıştığımız her an için bizlere tatil keyfini sorunsuz ve uygun olarak sunmayı ilke edinmişler.

Amerika turist vizesi nasıl alınır?

Nereden çıktı şimdi bu Amerikan vizesi?

  1. Kuzenim Nesli New Jersey’e taşındı.
  2. İki projem bitti ve boş vaktim çoğaldı.

O zaman vizeye başvurayım, bu zamanı ve fırsatı değerlendireyim diye düşünüyorum.

Şimdi yazacaklarım tamamen benim başımdan geçenler olacağı için herkesin şartları göre değişiklik gösterebilir, herkes aynı ya da benzer süreci yaşayacaktır diye bir fikir oluşmasın kimsede.

Şimdi aşama aşama neler yapılması gerekiyor onları belirteyim. Öncelikle Schengen sürecinden farklı işliyor işler.

Tüm vize tipleri için internet üzerinden bir form doldurulması gerekiyor. Bu formu doldururken öncelikle doğru bilgiler verilmeli, kurallara uygun olacak şekilde online ortamda biyometrik fotoğrafın formu doldurmaya başlamadan evvel hazır olması gerekiyor. 1 adet de mülakata giderken yanınızda götürmeniz gerekiyor. Boyut (5X5)

Forma başladıktan sonra fotoğrafın uygunluğunu ölçebileceğiniz bir sekme çıkıyor, hatta uygun hale getirecek şekilde o sistemde kesme de yapılabiliyor. Fotoğrafı kabul ettikten sonra formu dikkatlice doldurmak, buna zaman ayırmak gerekiyor. Formun başında verilen bir seri numarası var, bunu muhakkak bir yere kaydedin. Çünkü oldukça uzun bir form ve bir süre işlem yapmadığınızda sistem otomatik olarak kendini kapatıyor, tekrar girip kaldığınız yerden devam etmek için baştan aldığınız numarayı hatırlamanız önemli.

Form linki: https://ceac.state.gov/GenNIV/Default.aspx

Kısa süreli ziyaret, turistik vizenin kodu B1/B2. Benim formu doldurmam sanırım 1 saati buldu. Arada birkaç kez de sistemden çıkıp yeniden giriş yapıp devam ettim. Oldukça detaylı bir form olduğu için pek çok bilgi de girilmesi gerekiyor. Bu arada form İngilizce ancak mouse’u cümlenin üzerine yaklaştırdığınızda Türkçe açıklamasını kutucuk içinde görebiliyorsunuz. Bu form sürecinde kimsenin zorlanacağını sanmıyorum. Sadece doğru yanıt vermek ve form numaranızı unutmamak mühim.

Form işlemi bittikten sonra form onay sayfasının çıktısının alınması gerekiyor. Aynı zamanda bu süreçte e-mailinize bilgiler de geliyor. Sizi basitçe yönlendiriyor, panik olmaya hiç lüzum yok. O an alamazsanız daha sonra da sisteme giriş yapıp vize randevusu öncesinde çıkış alabilirsiniz. Bu evrak mühim zira görüşmeye giderken pasaportunuzla birlikte teslim ediyorsunuz.

Sıra geldi ikinci aşamaya, bu da başka bir internet sitesinden yapılacak kayıt ile devam eden, ödeme bölümünü ve randevu zamanlamasını içeren aşama.

Link burada: https://ais.usvisa-info.com/tr-tr/niv

Bu aşamada da basit yönlendirmeler ile işlemi tamamlıyorsunuz. Amerikan Konsolosluğu’ndaki randevu günü ve saatiniz bu alanda belirleniyor. Yine çıkış alacağınız ve yanınızda götürmeniz gereken önemli evraklardan biri. O an çıkış alamaz iseniz daha sonra sitede oturum açarak mümkün. Ödemeyi ben kredi kartım ile yaptım. 160 $, 465 TL olarak kartımdan çekildi.

Burası da sorunsuzca bittikten sonra görüşme gününü beklemek ve bu aradaki zamanda seyahati destekleyen hazırlıkları yapmak gerekiyor. Bunlar neler mi? İlk aşamada doldurduğumuz formdaki bilgileri kanıtlayan evraklar.

Mesela uçak bileti rezervasyonu, kazanç durumu, iş yeri ile ilgili evraklar (Schengen’de hazırlıkladıklarımızdan hatırlayın)  Mülakat sırasında görevli kişi sizden bu evrakları göstermenizi isteyebilir.

Sırada mülakat var. Benim gibi heyecanlı tiplerin sevmediği aşama.

Sizi sıkıntıya sokmaması için dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var. İlki yanınızda herhangi bir elektronik eşya; telefon, iPad, kulaklık, şarj cihazı gibi eşyalar içeri alınmıyor. Eğer yanınızda biri varsa içeri girmeden önce ona teslim edebilirsiniz. Yok ise konsolosluk karşısındaki cafeler emanet alıyorlar, küçük bir ücret karşılığında. Ben arabayla gittim, ancak yalnız değildim, o nedenle tüm eşyalarımı arabada bırakıp sadece evraklarla içeri girdim.

Araçla gidince otopark sorunu var, dar bir sokak, mahalle arasındaki sokaklara ya da yukarılara bırakılabilir. Otopark da vardı ancak doluydu.

Gelelim içeri giriş sürecine. Güvenlik görevlilerinin yönlendirmesi ve aramaları ile sırayla içeri alınıyorum. İlk güvenlik görevlisinden sonra pasaport kontrolü, akabinde X-Ray cihazından geçiş ve bir görevliye daha evrakları gösterip asansör ile bina içinde vize bölümüne çıkıyorum.

Kapı girişinde numara veren bir görevliden numarayı alır almaz zaten hemen gişelerden birinde yanıyor ve pasaport ile form onay sayfasının çıkışını teslim edip oturuyorum. Burada sıra karışık yanabiliyor, o nedenle benden sonraki neden benden önce diğer aşamaya geçti diye düşünmeyin. Yeniden başka bir gişede numaram yanıyor ve iki elime ait parmak izlerini veriyorum. Pasaportu da geri alıyorum bu arada. Sırada görevli ile mülakat kısmı var. Bende de bir heyecan! En sevmediğim yönlerimden biri telaşlı ve heyecanlı olmak. Kalbim güm güm. Aklımdan bir sürü şey geçiyor. Neden stres oluyorsun İrem diyorum, gezmeye gideceksin, kuzenini göreceksin. Nedir bu anlamsız sıkıntının sebebi? Tüm gişelerdeki konuşmaları otururken duyuyorum. Kimi kızına, kimi fuara, kimi balayına gitmek için başvuruyor. Ben hala güm güm. Numaram yanıyor ve geçiyorum ilgili gişeye. Pasaportu verip soruları yanıtlamaya başlıyorum.

Nereye gidiyorum?

Ne iş yapıyorum?

O heyecan var ya heyecan bana ilk olarak ben seyahat yazarıyım dedirtiyor, blogum var bıdı bıdı. Blogum üzerine konuşuyoruz, ismini soruyor, söylüyorum tabi anlaşılmıyor, yazıyorum verdiği bir kağıda. Açıp bakıyor, blog ile ilgili bolca soru soruyor ancak son derece nazik, kibar ve tebrikler, çok güzel bir blog diyerek devam ediyor. Kazancımı da buradan kazandığımı düşünüp onun üzerine konuşuyoruz. Diyorum hayır, bu bir hobi, profesyonelliğim farklı. Ancak heyecan devam, arada Türkçe, arada İngilizce, karışık gidiyor diyalog. Görevlilerin hepsi Türkçe biliyorlar. Oldukça stresliyim. Çıktıktan sonra kendime diyorum İrem bildiğin gerizekalısın, stres yapacak ne vardı ki? Ne amaçla gittiğimi, nereye gittiğimi, kuzenimle ilgili sorduğu 1-2 soruya yanıtı da verdikten sonra vizeniz onaylandı, iyi tatiller cevabı ile gişeden ayrılıyorum.

Bu kadar basit, ama bir de bana anlat! Geçişler, bekleme süreleri vs derken toplam içeride 1 saate yakın kalmış oluyorum.

Mülakat süresince benim bankadan aldığım evraklar, kişisel varlıklarım, uçak biletim vs hiçbiri talep edilmedi. Keşke daha az heyecanlı olsaydım da hem kendi durumumu hem de görevliyi rahatlatsaydım. Aslında diğer diyaloglardan duyduğum kadarı ile her görevli inanılmaz nazik. Biri balayı için gideceğiz deyince oooo tebrikler, harika gibi yanıtlar veriyorlar.

Sonra düşünüyorum bu kadar endişe etmem tamamen heyecanlı yapımdan kaynaklı. Pasaportta bir sürü vize, bir sürü damga var, zaten görüşme sırasında da söylüyor, çok geziyorsun sanırım diye.

Şimdi sıra 2 iş günü beklemekte ve gelecek e-mail sonrasında teslim almayı tercih ettiğim PTT şubesine gitmekte.

Pasaportumu oradan teslim alıp, seyahat tarihime karar vereceğim.

Başta da dediğim gibi Amerikan vizesi schengen sürecinden daha basit, sadece kendiniz pek çok şeyi halletmek durumundasınız. Form mühim, dürüst cevaplar mühim…

Ayrıca diğer tüm ülkelerde olduğu gibi vize olsa dahi ülkeye girişe izin verip vermemek pasaport polisinin inisiyatifinde.

Bu arada konsolosluğun sitesinde (İşlem yapılan her iki sitede de) her şey net ve yönlendirici. Oradaki talimatlara uyduktan sonra bir sorun yaşayacağınızı sanmıyorum.

Bir minik not, son zamanlarda duyduğum artık konsoloslukların başvuru sahiplerinin sosyal medya paylaşımlarına bile baktıklarına dair bilgi, doğru mudur bilemiyorum. Ancak ben iki haftadır gayri ihtiyari pek dikkat ediyorum paylaşımlarıma:)

Umarım ihtiyacı olana faydalı olmuştur bu yazı.

Herkese keyifli seyahatler diliyorum!

*Görsel gratisography

*Güncelleme 10 yıllık vizeli pasaportum elimde şu an.:)

Vize istemeyen ülkeler! 2016 güncel liste!

Schengen vizesi hepimizin belası. Bir yere ucuz uçak bileti bulunuyor hoop vize sorunu çıkıyor. Vize almak için düzinelerce evrak, para ve işleme özel vakit ayırmak gerekiyor. Ancak pasaportu kapıp gidilebilecek ülkeler de var. Kimi yakın, kimi uzak. Ha bu arada dünyada 2 ülkeye ise sadece TC kimliklerimizle giriş çıkış yapabiliyoruz. Bunlar hangileri mi? Kuzey Kıbrıs ve Gürcistan.

Listede olan bazı ülkeleri savaşlar sebebi düşünmek istemeyiz ama pek çoğu hem tarihi, hem de coğrafi güzellikleri ile cezbedici memleketler. Haydi bakalım hangileriymiş onlar? Sonra da uçak bileti ve otel bakalım:)

20130418_183526
Sırbistan

Avrupa Kıtası

Andorra (Ancak direkt ulaşım olmadığından Avrupa’da başka bir ülkeye gitmek gerekiyor, Schengen de gerekli bu durumda)
Azerbaycan (Bakü Havalimanı’nda sınırda vize alınabilir.)
Arnavutluk
Belarus-Beyaz Rusya
Bosna-Hersek
Ermenistan (Vize sınırda alınabiliyor – Yeşil pasaport sahipleri vizeye tabi.)
Karadağ
Kosova
Makedonya
Moldova
Rusya (Hala bir muamma. Şu an vizesiz ama vize uygulaması başlayacak söylentileri dolaşıyor. Ayrıca hava alanında kötü muamele edildiği de haberlere kadar yansımış durumda.
Sırbistan
Ukrayna

shutterstock_95858824Güney Amerika Kıtası

Arjantin
Bolivya
Brezilya
Ekvator
Kolombiya
Nikaragua
Paraguay
Peru
Şili
Uruguay
Venezuela

Flamenco_Beach_Porto_Riko2
Porto Riko

Kuzey Amerika Kıtası

Antigua ve Barbuda
Bahamalar
Barbados
Belize
Britanya Virjin Adaları
Dominik Cumhuriyeti (Sınırda 30 Günlük vize alınabilir.)
El Salvador
Guatemala
Haiti
Honduras
Jamaika
Kosta Rika
Meksika (30 günlük elektronik vize. Hava yolu girişi şartıyla.)
Panama
Saint Kitts ve Nevis Adaları
Saint Lucia
Saint Vincent ve Grenadinler Adaları
Trinidad ve Tobago
Turks ve Caicos Adaları

cambodia
Kamboçya

Asya Kıtası

Bahreyn
Bangladeş (Dhaka Havaalanı’nda vize alınabiliyor)
Bhutan (Sınırda vize)
Doğu Timor (Sınırda vize)
Endonezya (Sınırda vize)
Filipinler
Filistin/Gazze Şeridi
Gürcistan
Hong Kong
Irak
İran Halk Cumhuriyeti
Japonya
Kamboçya
Katar (Sadece Doha Havalimanı’nda, ücretli alınabilir)
Kazakistan
Kırgızistan
Güney Kore
Lübnan
Makao
Maldivler
Malezya
Moğolistan
Nepal (Sınırda ücreti karşılığında alınıyor)
Singapur
Sri Lanka (Sınırda vize alınıyor)
Suriye
Tacikistan (Sadece Dushanbe Havalimanı’nda, sınırda vize alınabiliyor)
Tayland
Tayvan
Umman
Ürdün

wadirum
Ürdün
velhas no cio indianpornvideos.mobi fotos de novinhas dando
fotos de rola e buceta 2beeg.mobi gostosa sendo estuprada
sexo com a tia brasileira dirtyindianporn.info pauzão gostoso
vídeo da grazi massafera pornolaba.mobi travekos
contos eroticos ao vivo tubepatrol.sex xxx vídeos
fudendo a gordinha gostosa chuporn.net sexoline
furracao porno arabysexy.mobi gozadas na siririca
pica gigantesca freejavporn.mobi ponor grátis
peitinho de novinha hotmoza.tv gostosas fumando
porno brutal estupro ufym.info porno comendo cu