Adı sempatik, kendi karizmatik…

Beyoğlu’na gidiyorum, ama ne Tarlabaşı üzerinden, ne Odakule civarından ne de Taksim meydanından. Sahilden, Boğazkesen’e doğru, Tülin’in tarifi ile İtalyan konsolosluğu karşısındaki Tomtom Suites’i bulacağım. Tülin hangi otoparka arabamı koyacağımı bile söylüyor ama dinleyen kim? Tomtom Suites’in kapı önüne kadar arabamı park etme şansımı deneyeceğim Beyoğlu’nun ara sokaklarında. Bazen İstanbul’da gerçekten arabayla bir yerlere gitmek zor oluyor. Onu koyacak yer bulamıyorsunuz, sokaklara güvenemiyorsunuz, reklamdaki gibi de katlanıp cebe girmiyor ki meret!

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama Beyoğlu’nu ikiz kardeşe benzetmişti yazar, biri dominant karakter, her an eğlenceye, gezip tozmaya, coşmaya hazır, diğeri ise sakin, ılımlı, kimseciklere dokunmayan… Ben sakin kardeşleyim bugün.

Konsolosluğu kolayca buluyorum. Hemen yüksek tavanlı binanın otomatik açılan ultra cool kapısından içeri giriyorum. Yüksek, ince, dar ve sensörlü bir kapı. Terasa çıkıyorum. Hiç aklımda yok manzara, etrafı binalarla dolu olduğu için beklentim az. Aynen tahmin ettiğim gibi manzarası çok geniş bir vizöre sahip değil ama atmosfer tarif edilemez! Önünde geçen yüzyıldan kalma bir konsolosluk binası ve onun muntazam biçilmiş lükstrümleri ile göz alıcı bahçesi, sola bakınca derme çatma, üst üste binmiş Beyoğlu apartmanları, ileride tarihi yarımada, hava kararmadan önce Kadıköy ve adalar…

Masama oturmadan önce erken gelmenin avantajı ile terasın her noktasından etrafıma özgürce bakıyorum. O da ne! Hemen yan sokakta bir mahalle düğünü, bir an ürküyorum kötü müzikler gelecek kulağımıza ve bizim keyfimiz kaçacak diye. Şanslıyım ki hem düğün uzun sürmüyor hem de Trakya yöresinden keyifli, neşeli melodileri duyuyoruz. Hepsinden ziyade çocukluğumu hatırlıyorum…

Şimdilik 3 kişiyiz masada, Tülin ki kendisi daha asansöre binmeden sevdiğim için Pembe Köpük’ü sipariş etmiş, bardakları buzluğa koydurmuş, daha masaya oturmadan şarabımı servis ettirmeyi başarmış, ablam ve ben…Yemeğimizi söyleyene kadar Pembe Köpük’ü bitiriyoruz bile! Daha sonra masamıza Özlem ve İsmail ikilisi de katıldı. Muhteşem bir levrek sarma söyledim kendime, deniz börülceli, levrekten ziyade amacım o börülceyi yemekti ama levrek de on numaraydı. Evvelinde mantarlı bir aperatif söyledik, bir de yan masaya giden ne olduğunu ilk başta anlayamadığımız ancak renkleri ile bizi çeken, semizotu ile kübik doğranmış şeftaliye merakla baktık. Bizim merakımızı fark eden Kartal bey hemen masamıza aynısından gönderdi, nasıl bu kadar basit ve bu kadar ferahlatıcı olur! Semizotu sadece hafif tuzlanmış, şeftali ile karıştırılmış ve tabağa konmuş hemen. 3 dakika sürmez hazırlanması, keyfi dün geceden bu yana benle.

Tomtom Suites yepyeni bir fikir, yepyeni bir tecrübe. Terası çok keyifli. Gelen hesap çok ama çok uygun. Hele ki aldığımız servise göre kıyaslama yaparsam “iyi” yetersiz bir kelime.
Meraktan bir de odalarını görelim istiyoruz bu butik otelin. Boş olan junior suite’i geziyoruz. Kocaman şık bir oda, kocaman bir banyo, gri hamam mermeri yerden tavana kadar, eve gitme kal bu gece burada diyor. Gerçekten çok özel bir yer Tomtom Suites. Sevgilinizle gidin, eşinizle gidin ama gece de kalın muhakkak, ya da benim gibi arkadaşlarınızla gidin o güzel atmosferde sohbetin tadını çıkarın.

Arabamı bıraktığım sokağa yürüyorum, endişem acaba düğüncülerin herhangi bir zararı olmuş mudur diye. Ama diyorum tam karşısı konsolosluk, kimse cesaret edemez bir şey yapmaya, en fazlasından arabama dayanıp çekirdek çitlemişlerdir:)

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir