Cihangir’de bir vaha!

Sel felaketinin ardından cesaret toplayıp, kötü her şeyi unutup sokağa çıkma vakti. Geceden yapılan planın aksine istikamet Beyoğlu. Amaç spor ayakkabıları ve rahat bir kıyafetle spor yapmış kadar yorulmak, bir sokaktan diğerine dalmak, hatta kaybolmak! Canımızın istediği yerde bir şeyler yemek, içmek. Çukurcuma’dan başlıyoruz Pazar gezimize. Yol bizi Çukurcuma’dan çıkarıp Cihangir’e doğru atıyor. Sanırım herkes yaşanan sıkıntılı ve ürkütücü günlerden uzaklaşmak isteyip kendilerini sokağa atmışlar. Hava güzel, kapalı ama en azından yağmur yok. Hatta biraz sonra göstereceğim kendimi diyor güneş usulca. Cihangir’i oldum olası çok severim. Ve hep kıskanırım oralarda yüksek tavanlı, deniz manzaralı evlerde oturanları. Son birkaç yılda yabancıların, sanatçıların, popüler kültürden izole yaşamak isteyen keyif insanlarının adresi oldu Cihangir. Bildiğimiz birkaç yer var ancak farklı bir yere gidelim, hadi bir keşif yapalım diyoruz. Bildik yerleri pas geçip kapısının önünde yatan kedinin bize buyurun demesi ile White Mill’in içinde buluyoruz kendimizi. Giriş soğuk bir görünüme sahip. Ama neden? İnsan yok içeride. Üst kata çıkıyor, keyifli görünen barın yanından geçip bahçesine iniyoruz. Şimdi anlıyorum neden ilk başta soğuk buldum burayı, çünkü herkes bahçede! Bahçe muhteşem, bol ağaçlı, sakin, bol kedili. Kedilerin hepsi birbirinden güzel. Hepsini ayrı ayrı fotoğraflamak istiyorum.

Saat 15:00 civarı, karnım çok aç değil o yüzden ne yiyeceğimi bilemiyorum. Mönü fena değil, organik yemekler de var, her yerde bulabileceğiniz makarna türü yemekler de. Açlıkla tokluk arasında olduğum için Tülin ile paylaşacağımız şekilde kahvaltı söylüyoruz. En azından ağır olmaz, raha

tlıkla yeriz diye düşünüyoruz. Evvelinde tavşan kanı demleme bir çay. Muazzam! Masamız minicik, ama sığıyoruz rahatlıkla. Yeni hevesim fotoğraf makinem de masamızda baş köşede. Daha çok kurcalamam gerek sanırım iyice kavramam için bu işin mantığını. Yeni fotoğraf makinemin hatrına güzel bahçedeki börtü, böcek, çiçek, masa, sandalye her şeyi çekiyorum. Hem insanları rahatsız edeceğim diye ürküyorum hem de alamıyorum kendimi. Yeni heves ya!
Kahvaltımız geliyooor. Acıktım mı ne? Gelen tabağı silip süpürüyoruz ikimiz de. Portakal reçeli çok güzel, hafif acımtırak, hafif tatlı, tam sevdiğim gibi mayhoş. Ağaçların altında insan nerede olduğunu unutuyor o tatlarla birlikte. Kapıdan dışarı çıkınca ancak hatırlanıyor burası neresi? Cihangir, İstanbul. White Mill kesinlikle tavsiye edeceğim bir yer. Kışını ve üst kattaki barın insanlı halini şimdiden merak ediyorum.Hafta içi veya hafta sonu akşamüzeri keyif yapmak için ideal görünüyor. Hesap fena değil, bazı şeyler pahalı, bazı şeyler de diğer yerlere göre daha ucuz. Sanırım dengeyi bu şekilde kurmuşlar. Güzel bir Pazar gününün devamı için, heyecanımın da kesilmemesi amacıyla, hesabımızı öder ödemez çıkıyoruz White Mill’den. Amacımız bugün sokak sokak dolaşmak Beyoğlu’nun arka mahallelerinde, yeni yerler keşfetmek…

 

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir