Yeniden İzmir

Annemi ve babamı çok özleyince dayanamıyorum, gözüm başka bir şey görmüyor: Çarşamba sabahı hafta sonu bizimkilerin yanına İzmir’e gitme fikri ile uyandım. Neredeyse 1 aydır Edirne’den uzakta, hastalık sonrası ödül gezisindeler. İzmir duraklarına 2 gün de olsa eşlik etmek şahane bir fikir. Hatta babama söylemesem mi diye düşünüyorum ancak ben gidene kadar da benim geleceğim ile ilgili düşünmeye başlaması şaşırtmaktan daha iyi olacak gibi geliyor. Annemle de aynı şeye karar verip anında biletimi satın alıyorum. Cuma günü güneş batmadan uçağım İzmir’e inmiş olacak, Pazar gecesi de güneşi batırıp İstanbul’a geri döneceğim. Plan güzel, geçireceğim zaman dilimi güzel. Hava durumu kontrolü de yapıldı. Her şey çok güzel olacak. Tek istediğim uçak sallamasın da korkularım hortlamasın.

İşten biraz erken çıkıp hava alanına metro ile gidiyorum. Çok hızlı bir şekilde alana ulaşmak mümkün ancak alanda indikten sonra iç hatlara yürü yürü bitmiyor yol. İşlemler biter bitmez hemen Garanti Zone’a. Ama o da ne? Artık belli kartlar dışında giriş için 15 Euro alıyorlarmış! Kredi kartından deli gibi harca, aidatını öde bir de alıştırdıkları bu hizmet için para istesinler! Hemen Akbank’ın aynı hizmeti verdiği özel alanına gidiyorum. Kapıda ilk so

rum para alıyor musunuz oluyor. Bunu soran ilk ben olmadığım için gülümseme ile içeri geçiyorum. İşten erken çıkmanın verdiği huzursuzlukla hemen uçak kalkana kadar

bilgisayarımı açıp işlerimi bitiriyorum. İşim olmasa bile yapacağım ilk iş bilgisayarımı açmak. Bu hastalık vaziyetini almış durumda bende. Bu hastalığa tek derman koca ve çocuk:)

Bildiğim tüm duaları okuyarak gerçekleşen bir kalkış- her zamanki gibi- ve bol sallantılı hiç  sevmediğim tarz bir iniş, yine bol dualı. Hayatta en çok dua ettiğim yer sanırım uçaklar. Alsana bir sakinleştirici.

Babam ile buluşmamız birbirimizi hiç bekletmeden gerçekleşiyor. İzmir’in metro çalışma trafiği İstanbul’u aratmayacak şekilde yoğun, neredeyse yarım saat geçiyor ve Güzelyalı’ya teyzemin evine varıyoruz. Annem neşeli ve heyecanlı, belli belli o da özlemiş Kuyruksuz Uçurtma’sını. Akşam yemeğinin hemen akabinde hadi sahilde yürüyelim diyorlar. İzmir güzel şehir, yaşaması kolay gibi görünüyor. Sahilde yürümek, bisiklete binmek, sabah erkenden kalkıp iyot kokusuna karşı koşmak. Ard ülkesinin zenginliğinin getirdiği sebze, meyve, ot bolluğu. Sanki stres yok İzmir’de, sanki kimsenin para pul, iş, aşk meşk, hayal kırıklığı derdi yok. Sanki herkes çok mutlu İzmir’de. Bana öyle geliyor hep. Akşam yürüyüşü sonrasında eve gidip biraz babamla sohbet ve sonrasında uyku vakti.

Cumartesi günü annem ve teyzemle Alsancak, Kordon, Karşıyaka turu yapıyoruz. Hava İstanbul’a göre sıcak,  her yer güzel ve her yer de kalabalık. Aslında sıcak ve kabalıktan yoruluyorum da. Akşam bizimkileri Alaçatı’ya götürme planım var. Hatta akşam üzeri gidersek daha da keyfi çıkar gibi geliyor her ne kadar güneşi batırıp da gitsek de… Babam yol uzun ben gelmeyeyim, evde dinleneceğim diyor. Annem ve teyzem hevesli, tabi ben de. Aklımda daha evvelki Çeşme gezilerimden sanki çok daha çabuk gitmiştik ve daha yakındı gibi geliyor ama nedense bu sefer yol git git bitmedi 50 dakikada Alaçatı’ya ulaştık. Akşam yemeği saati, sokakta, restoranlarda tahminimden daha az insan var. Hediyelik eşya satıcılarının da müşterisi az. Ne var ki saat 9’u geçtikten sonra bir güruh gibi doluyor her yer. Şükür ki daha yaz bitmemiş.

Annem ve teyzem meraklı “ee hani nerde bu ünlüler?” diye. Haklılar gazete ve dergilerde sürekli okudukları bu, herkes Alaçatı’da!  Pek çok restoran sezonu kapatmış. Hoş zaten kısa bir sezonu var, topu topu 2,5 aydır herhalde? Alaçatı’da meşhur sakızlı Türk kahvemizi içip Meltoş’un siparişi olan damla sakızlı kurabiyeler satın alınıyor ve evde babalarıı bekleyen 3 genç kız gibi yeter bu gezi deyip İzmir’e dönüyoruz. Yolda uyumuşum Allahtan yoksa yine uzun gelir, arabanın ne kadar benzin yaktığını düşünerek canımı sıkabilirdim. Arada böyle hesaplar yapıyorum, herkes beni fazla rahat bilse de. Huzursuz olduğum bile çok hatta!

Pazar günümü tamamen babama ayırmak istiyorum. Önce sabah sahilde yürüyüş, deniz daha sütlimanken. Sonra eve gelip kahvaltı ve mis gibi Türk kahvesi. Sokağa çıktığımızda da istikametimiz belli Best Buy! Babamla nereye gidilir ki? Adam teknolojiyi seviyor, hatta öyle ki bilgisayarlar arasında en iyisinin iPad olduğuna bile karar vermiş. Alcaksan dokunmalı olandan al diyor. Çok eğlenceli, önce Narlıdere’ye yakın yerleşmiş olan alış veriş merkezlerine gidiyoruz. Agora’da dolanıp saat meraklısı babama bir saat hediye alıyorum ki bugün ondan mutlusu yok. Tabi benden de… Çok dolaşıp onun yorulmasını istemiyorum, alış veriş merkezi dışına çıkıp sıcaktan bunalmasını da. Agora’da işlerimizi halletikten sonra Best Buy’a geçebiliriz. Ama acıktığımız için önce karnımızı doyuralım sonra da rahat rahat herhangi bir ihtiyacımız olmasa da iki tane teknoloji sever olarak dolaşalım şu meşhur mağazayı. Babamın belirli takıntıları var. Hepsi birbirinden enteresan. Mesela şu an aklıma gelenler;  iyi sucuk, kaliteli zeytin yağı, zeytin, saat… Yediğimiz yerdeki salatanın zeytin yağı çok iyiymiş. Ben onun kadar anlamıyorum ama eve döndüğümüzde bile hala ondan bahsediyordu, yeni saatine bakmaktan kendini bıraktığı zamanlarda. Çok kendine has bir adam benim babam. Annem de onun hoşluklarına sessiz sessiz gülen kendi halinde bir kadın.

Geçen yıl da hemen hemen aynı zamanlarda İzmir’deydim. Pendora Bağlarında bağbozumu öncesi, 1 gün tek başıma gezmiştim İzmir’i. Ne keyifliydi! Ancak bu hafta sonum daha da güzel oldu. Anne ve babamla geçtiğimiz 1,5 yılın acısını çıkarırcasına.

İzmir güzel İzmir…

Related posts:

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir