Güney Ege

Güney Ege

Geçen yazın başında Kuzey Ege gezisi ile hafızamdaki duyguları tazelemiştim. Spontane bir şekilde alınan uçak bileti ile bu sefer sıra Güneyde, yine Ege’de…

Sabahın 7.30’unda bol sallantılı bir uçak yolculuğu sonrasında Dalaman havaalanına iniyoruz. Şükürler olsun bu sefer de sağ salim inebildik diye dua ediyorum. Bu korkuyu yenmenin bir formülü olmalı ancak ben henüz o formülü bulabilmiş değilim.

Dalaman‘da hava serin, bulutlu, bol yağmurlu. İnternetten kiraladığım arabamızı teslim alıp havanın biraz moralimizi bozması ile acaba Dalyan’daki otele mi gitsek yoksa dolaşsak mı kararsızlığındayız. Yürü Dalyan’a diyor ablam. Ancak saat sabahın körü, otele giriş yapma şansımız yok, zaten ölü sezon, Dalyan’da oturup kahve içebileceğimiz bir yer yok şu saatte. Yaz sezonunda uzun saatler çalıştıkları için herhalde bu gezimizde görüyoruz ki kafeler restoranlar geç saatte açılıyor ya da hiç açılmıyor, kimisinde yaza hazırlık tadilatları sürmekte.

Dalyan’da yapacak bir şey bulamayınca elimizdeki haritaya göre Marmarise olan yolumuzu hesaplayıp direksiyonu kuzeye doğru çeviriyoruz. Havanın açmaya niyeti yok gibi. Yol üstündeki portakal bahçelerinin sahiplerinin açtığı 3-5 tezgah var ancak o bölgede şu an yaşam belirtisi olarak. Durup taze portakal suyu sıktırıp içiyoruz. Biraz enerji iyi gelecek. Oldum olası Gökova körfezinden itibaren Marmaris’e giriş yoluna bayılmışımdır. Hep yaz sıcaklarında geçmiş olsam da görüyorum ki asıl güzelliği bu mevsimde. Her yer taptaze bir yeşil. Ağaçlar capcanlı. Yaşadıklarını hissettiriyorlar kendilerinin. Bir tek sevdiğim yazın ormandan gelen cırcır böceklerinin sesi yok bu mevsimde. Ama bolca kuş sesi var.

Marmaris’e varınca güneş kendini gösterecek gibi oluyor. Sahilde bir yerde kahvemizi içebiliriz artık derken açık olan bir yer bulmakta güçlük çekiyoruz. Ne rahat millet heey derken yaz sezonu aklıma geliyor, herhalde yaz sezonunda da günde 18 saat çalışıyorlardır hatta belki daha da fazla.

20130324_111442

İztuzu Plajı

Neyse sesimi çıkartmıyorum Mart ayında oraya gitmeyi tercih eden ben. Neymiş hava değişikliği olacakmış. Kendi kendimle dalga geçtiğime bakmayın hayatımdan son derece memnunum. Bu mevsimde daha bir sevdim hatta Güney Ege’yi. O da ne? Kahve Dünyası açık. Hemen girip sade Türk kahvemizi sipariş ediyoruz. Hem o arada da ne yaparız diye planlıyoruz. Teknemiz yok ama arabamız var altımızda, şu meşhur Selimiye köyünü görmeye ne dersin diyor ablam. Haydi hemen yola çıkabiliriz. Datça yolundan önce Hisarönü ve birkaç minik köyü geçtikten sonra Selimiye köyüne ulaşıyoruz. Bakir dendiği kadar var. Küçücük bir sahili, sahilde de birkaç tekne. Açık restoran buluruz kesin diyoruz ancak sadece Sardunya‘nın açık olduğunu yolda konuştuğumuz çocuklardan öğreniyoruz. E gidelim Sardunya’ya elbet karnımız doyacaktır.

Tabi bu kadar memnun, mest, mutlu, haz içinde Sardunya’dan ayrılacağımızdan henüz habersiziz. Yediklerimizi sayıp sizi acıktırmak ve özendirmek istiyorum. Deniz mahsüllerini oldum olası çok sevdim, burada da başka alternatif yok şu an. Mantar ızgara, fava, kırmızı köz biber ve patlıcan, deniz börülcesi, jumbo karides, kalamar, ahtapot ızgara, buz gibi bira, kabak ve ayva tatlısı, kahve, likör…Ablamla bunları mideye indirirken de merak ediyoruz acaba hesap ne gelecek diye. Hizmet, servis, güleryüz, lezzet muazzam. Balığa yer kalmadı ama adam akıllı da doyuyoruz iki kişi 80 TL’ye. Bence çok uygun. Sezonda nasıldır farklı mıdır bilemiyorum tabi.

Dalyan Kaya Mezarları

Dalyan Kaya Mezarları

Biraz sahilde yürüdükten sonra sabahın 4’ünde kalkmış olmanın verdiği yorgunluğu hafiften hissetmeye başlıyoruz. Yavaş yavaş dönüş yoluna geçebiliriz. Bu arada uçaktan indiğimizden beri telefonum arızalı, açılmıyor bir türlü. Yol üzerinde Köyceğiz’e sapıp belki bir Turkcell buluruz diyoruz ancak nafile, dükkan bulsak da çözüm bulamıyoruz. İletişimsiz, internetsiz, fotoğraf çekemeden geçiyor saatler. Benim için bir kabus elbette bu ama yapacak bir şey yok.

Köyceğiz minik bir kasaba, sakin, turistik görünmeyen. Tipik bir Egeli. Göl kenarında biraz dolaşıp yine arabamıza ve Ortaca’dan Dalyan’a doğru artık otele yerleşme vaktidir diyoruz. Akşam da olmak üzere. İlk günü bitirdik neredeyse.

20130323_130207Dalyan‘da otelimiz için nedense daha lüks bir yer bekliyorum. Sonra da topu topu 2 gece kalacağım, çok da önemli değil diyorum. Daha sonra otelin sahibi Ali bey ve eşi Arzu ile tanışıyoruz onların ilgi ve alakaları ile otele ilk geldiğim andaki beklentimin altında görüşüm hemen değişiyor. Yıllarca hizmet sektöründe çalıştım ve biliyorum ki ilişkiler, gelen kişiyi hoş tutma çabası ile fikirleri değiştirebilirsiniz. Ali bey de aynısını bizde uyguluyor, ablamı ve beni memnun etmek için elinden geleni içten bir şekilde yapıyor. Acı kahvenin kırk yıl hatırı olurmuş, acı kahveyi içiyoruz, bir de Dalyan’a kadar gelmişiz, meşhur bir mavi yengeç var, onu bulup buluşturup bize ızgarada kendisi yapıp ikram ediyor. Hayatımızdan son derece memnunuz. Ertesi gün Güney Ege’nin biraz daha güneyine Fethiye’ye doğru sabah erkenden yola çıkıyoruz. Maksat belki Fethiye‘de bir Turkcell İletişim Merkezi buluruz. Elbette bulacağız. Buluyoruz ancak yeni bir telefon alışverişi ile sorun çözülebiliyor. Fethiye sahilinde biraz yürüyüş ve akabinde Ölüdeniz. Aman Allahım o nasıl bir deniz rengi, gerçek mi? Gözlüğümü çıkartıyorum, yoksa güneş gözlüğünün bir oyunu mu bana diye? Ancak doğru görüyorum cam gibi bir deniz, masmavi yakıyor her yeri. Bir şeyler yemek burada da pek mümkün değil çünkü Ölüdeniz’de de açık bir tek yer var orada da mönüdeki her şey servis edilemiyor. Patates kızartması ve bira ile idare ediyoruz. Yemek sonrası Faralya yoluna çıkıp Kelebekler vadisine bir bakalım diyoruz ancak sarp yol ve performansından korktuğumuz arabamız geri dönmemize neden oluyor. Ne yapalım bir daha ki sefere artık. Saatler bu arada geçerken yine akşam üstüne yaklaşıyoruz. Yavaş yavaş Dalyan’a, otele dönme vaktimiz geliyor. Son günümüz için planımız belli, Dalyan turu, sazlıklar arasından İztuzu Plajına ulaşıp Caretta Caretta’ların yumurtalarını bıraktığı 5 kilometrelik meşhur plajı gezeceğiz. Çamur banyoları ve antik Kaunos kenti de var ancak her ikisini de nedense görmek istemiyoruz. Sanırım biraz da yorulduk e hava da tertemiz çarptı bizi sanki. Hep planımızda başka sefere, Eylül’e daha da güneye Kaş’a, Kalkan’a gitme fikri oluşuyor.

Kayaköy, Fethiye

Kayaköy, Fethiye

İztuzu plajı, Dalyan, sazlıklar arasında tekne ile dolaşmak, doğanın eşsizliğini izlemek. İztuzu plajında güneşe hasret Kuzey Avrupalıların sevincine şahit olmak…İstanbul’a dönme vakti yaklaşırken son saatlerimizi ününü duyduğumuz ancak Fethiye’ye gittiğimiz gün uğramayı unuttuğumuz metruk Kayaköy ziyareti ile bitiyoruz. Kısa gezimizin uzun özeti bu şekilde son buluyor… Kalpler hep Ege’de kalıyor.

Eksik ne kaldı? Bodrum da olsaydı, tam olacaktı…

Güney Ege”ye bir seyahat planlıyorsanız, oteller için evvelinde muhakkak Küçük Oteller sitesini incelemeyi unutmayın!

Kuyruksuz Uçurtma takma adı 2009'dan bu yana blogumun adı! Yakıştı diye düşünüyorum. Benim gibi, rüzgar akıllı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir